Hz.Adem ve Hz.Havva (Aden Bahçesi) Van'da Olma İhtimali

 

Rohl bu hipotezi, Reginald Walker adlı daha önceki bir bilim insanının çalışmalarından türetmiştir. Onu bu çalışmadan haberdar eden ise Derek Shelley-Pearce olmuştur. Dolayısıyla, sanırım bu durumda iki geç dönem bilim insanı söz konusu.

Peter van der Veen gibi Rohl'ün teorilerinin bazı noktalarına katılan birçok bilim insanı var. Ancak özellikle Cennet Bahçesi hakkındaki bu noktanın çoğu kişi tarafından kabul edilmesinin daha da zor olduğunu düşünüyorum. İşte nedeni.

David Rohl agnostiktir ve Adem ile Havva'nın öyküsüne inanmaz. Bu durum onu ​​ve teorisini bir tür ideolojik çıkmaza sokar. Ona göre Adem ve Cennet Bahçesi öyküsü mit değil, efsanedir; yani tamamen kurgusal değil, gerçek olayların bozulmuş bir sözlü geleneğidir 

(ona göre, Adem, Urmia Gölü'nün doğusunda yaşayan ve daha sonra güneye göç edip Sümer halkı olan bir grubun reisi olmalıydı; efsanevi asıl yerleşim yerleri Sümerler tarafından 

Aratta, İncil'de ise Cennet olarak biliniyordu). Dolayısıyla, bu açıklama, inanmayanları veya Cennet hakkındaki anlatının bir mit ve dolayısıyla tamamen kurgusal olduğunu düşünen inananları tatmin etmeyecektir. Ancak İncil'deki tüm anlatıların gerçek olduğunu düşünenleri de tatmin etmeyecektir.

Her halükarda, yerin belirlenmesinde Yaratılış kitabındaki dört nehir tasvirinin esas alınması oldukça mantıklı görünüyor.

a) Konuyla ilgili Tevrat’taki ifadeler şöyledir:

“Ve tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe yaptı; ve yarattığı Âdem’i oraya koydu. Ve Rab, görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında hayat ağacını ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. Ve bahçeyi sulamak için Aden’den bir ırmak çıktı ve oradan bölündü ve dört kol oldu. Birinin adı Pişon’dur; kendisinde altın olan bütün 

Havila diyarını kuşatır ve bu diyarın altını iyidir; orada ak günnük ve akik taşı vardır. Ve ikinci ırmağın adı Gihon’dur; bütün Kuş ilini kuşatan odur. Ve üçüncü ırmağın adı Dicle’dir; Aşur’un önünden akan odur. Ve dördüncü ırmak Fırat’tır.” (Tekvin 2:8-14)

- Fırat-Dicle nehirlerinin yerlerini düşünerek, söz konusu Aden cennetinin Diyarbakır veya oranın bölgesi olduğunu söyleyenler vardır.

Gihon'un Nil, Pişon’un da İndüs olabileceği sonucuna varanlar da olmuştur. Bu dudumda Mısır bölgesi de akla gelir. Ancak, Gihon’un Ceyhun, Şipon’nun Seyhun nehri olmak ihtimali de vardır. Bu iki kelime, telaffuz bakımından daha uygun görülüyor. Bazılarına göre burası Irak bölgesidir. Rivayetler farklıdır. Kesin bir şey söylemek ilmen mümkün değildir

- Bununla beraber, yerli yabancı birçok araştırmacının bu konuda farklı yorumları olduğunu da söylemek gerekir.

b) Kur’an’ın ifadelerinden Âdem’in yerleştiği cennetin dünyada değil, göklerdeki gerçek cennet olduğunu anlamak mümkündür, hatta daha uygundur. Sitemizde ayetlerin ışığında bu konuyla ilgili bilgi verilmiştir.

c) Cennet, bağ bahçe manasına gelir. Cennet, her tarafı parklar, nehirler, bağ-bahçeler ve yeşillikler olmasından ötürü bu adı almıştır. Buna göre, dünyada bir bahçeye cennet adının verilmesi (bk. Kehf, 18/32, 33, 35, 39, 40; Furkan, 25/8; Sebe’, 34/15; Kalem, 68/17), öbür dünyadaki cennet ile bir çelişki teşkil etmez.

- Bunun gibi, Tevrat’ta da “Aden cenneti”nin yer alması -eğer bu bilgi sağlam ise ve bu adla anılmış bir yer varsa-, ahiretteki gerçek “Aden cennet”i ile bir çelişkinin sebebi olmaz.

Özetle: Tevrat’ta yer alan Aden Cenneti’nin ilahî bir vahiy eseri olduğunu düşünemiyoruz. Tevrat’ın yüzde doksanı beşeri düşüncelerden ve tarihi bilgilerden oluşmaktadır. Yerde şayet bir bölgeye böyle bir ad verilmişse, bu Yahudilerin kendilerinin verdiği bir isim olduğunu düşünüyoruz. Çünkü böyle bir şey olsaydı. Kur’an’da veya hadislerde de yer alabilirdi.

0 Comments

Post a Comment