- -

imam-ı Rabbani Hz.Mehdi'nin Gelişi Hakkındaki Sözleri

 

"Bu, Allah'ın fazlıdır; dilediğine verir. Allah, büyük fazlın sahibidir." (Cuma Suresi, 4)("Mektubat-ı Rabbani", c. 1, Mektup 32, s. 125)

Gelmesi vaad olunan Mehdi'nin dahi rabbı (terbiyesine gelen) ilim sıfatıdır. Hazret-i Ali gibi, İsa ile münasebeti vardır. Hazret-i İsa'nın kademi Hazret-i Ali'nin başında olup bir kademi dahi Hazret-i Mehdi'nin başındadır.

...Geleceği vaad edilen Mehdi, velayetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir. Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye'nin altında bulunmaktadır. ("Mektubat-ı Rabbani", c. 1, 251. Mektup, s. 550, 554)

Sonra gelenlere nasıl bu hükmü yürüyebilir ki: Onlar arasında Mehdi aleyhisselam vardır. Resulullah (SAV) efendimiz onun kudumünü ve vücudunu müjdelemiş; şöyle buyurmuştur:

"O, Allah'ın halifesidir." ("Mektubat-ı Rabbani", c. 1, s. 814)

Muhbir-i Sadık Resulullah (SAV) efendimizin haber verdiği kıyamet alametlerinin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:

Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması. Mehdinin zuhuru, Ruhullah İsa'nın nüzulü. Resulullah efendimize ve ona salat ü selam, Deccal'in çıkması, Ye'cuc ve Me'cuc'un zuhuru, Dabbe-i arzın çıkması, Semadan bir dumanın zuhuru ile, insanları kaplayıp onlara elim bir azap ile azap etmesi. O kadar zorlanacaklardır ki, artık insanlar şöyle diyecekler: "Rabbimiz, bizden azabı aç; biz müminleriz..." (Duhan Suresi, 12)

Bir hadis-i şerifte şöyle gelmiştir: "Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde de bir parça bulut olacaktır. Orada da bir melek bulunacak ve şöyle nida edecektir: Bu şahıs, Mehdi'dir; kendisine tabi olunuz..."

Resulullah (SAV) efendimiz şöyle buyurdu:

"Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir... Onların ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn ve Süleyman müminlerdendir. Nemrud ve Buhtunnasır ise kafirlerdendir. Yere, beşinci olarak ehl-i beytimden biri sahip olacaktır. Yani: Mehdi."

Resulullah (SAV) efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

"Allah-ü Teala, ehl-i beytimden birini çıkarmadıkça dünya çökmeyecektir. Onun ismi ismime uyar; babasının ismi dahi babamın ismine uyar. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar..."

Bir başka hadis-i şerifte ise, Resulullah (SAV)efendimiz şöyle buyurdu:

"Ashab-ı kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır." İsa (AS) Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa'ya (AS) muvafakat eder. Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına olacaktır.

Muhbir-i Sadık Resulullah (SAV) efendimiz tarafından bildirilen, daha çok alamet vardır ki; anlatılanlardan başkadır.

Şeyh İbn-i Hacer, Mehdi'nin alametleri üzerine bir risale yazdı ki, onlar iki yüz alameti bulur.

Vaad edilen durumu, açık bir şekilde iken, son derece cehaletlerinden ötürü bir cemaat dalalete saplandı.. Sübhan Allah onlara doğru yolu göstersin. (Mektubat, c. 2, 380. Mektup, s. 1162-1163 )

...Onun zuhuru, yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir.

Hadis-i şerifte, Mehdi'nin alametleri hakkında şöyle anlatılmıştır: "Şark tarafında bir kuyruklu yıldız doğup aydınlık verecektir."

...Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani: Yüzü meşrik canibine doğru. Arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak, ona kuyruk isminin verilmesi yerindedir. Onun her günkü irtifaı ise meşrikten mağribedir. Ancak o, kısri (kendine has durumunda ağırlık taşıyan) seyri ile felek-i azamın seyrine bağlıdır. Hakikat-ı hali, en iyi bilen Sübhan Allah'tır.

Hulasa...

Mehdi'nin zuhur zamanı yakındır. Onun zuhur zamanı olan yüz (asır) başına gelinceye kadar nice mebde'ler ve mukaddimeler zuhur edecektir. Allah ondan razı olsun. Onun zuhur mebde'leri ve mukaddimeleri, Resulullah (SAV)efendimizin irhasatına benzer. O irhasat, Resulullah (SAV) efendimizin nübüvveti zuhurundan evvel zuhura gelmiştir. Nitekim, bu manada şöyle anlatmışlardır:

Muhammed Resulullah'ın sureti olan Abdullah'ın nutfesi, Amine'nin rahmine düştüğü zaman, bütün putlar yüzüstü yere yıkıldılar. Bütün şeytanlar, vazifelerinden alındılar. Melekler, İblis'in tahtını alt üst edip denize attılar. Kendisine dahi kırk gün azap ettiler.

Resulullah (SAV) efendimizin doğduğu gece, Kisra'nın sarayı sallandı; on dört şerefesi yıkıldı.

Mecusilerin ateşi söndü. Halbuki, o ateş bin seneden beri yanardı; bu müddet içinde hiç sönmemişti.

Mehdi dahi büyüktür. Onun sebebi ile, İslam'a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır.

Onun zamanında, nice hayret veren haller zuhur edecektir.

Üstte anlatılan manalar icabı olarak, yerinde olur ki: Onun vücudunun zuhurundan evvel, adet harici harika haller meydana gele... Tıpkı: Resulullah (SAV) efendimizin nübüvvetinden evvelki irhasat gibi. Bu zuhura gelen işler dahi, onun zuhur mebde'leri olalar.

Nitekim, anlatılan manalar hadis-i şeriflerden de anlaşılmaktadır.

Bilesin ki bir hadis-i şerifte, Resulullah (SAV) efendimiz şöyle buyurmuştur: "Küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikare işlenmedikçe Mehdi zuhur etmez." (Mektubat, c.2, 381. Mektup, s. 1169-1171 )

Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudumünü, (gelişini) Hatem'ür-rüsül Resullullah (SAV) efendimiz müjdelemiştir. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra, nüzul edecektir... (Mektubat, c. 1, 209. Mektup, s. 440 )

Mümkündür ki; bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur: Allah'ın veli kullarının çok zuhuru, bid'at ehlinin azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu.. Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi değildir. Misal olarak Hazret-i Mehdi'yi söyleyebiliriz... (Mektubat, c.1, 209. Mektup, s. 441)

- - -

Bulut Aşılama (Cloud Seeding) Nedir


İklim değişikliği, kuraklık ve su kaynaklarının giderek azalması, son yıllarda birçok ülkede yağış yönetimi teknolojilerine olan ilgiyi artırmıştır. Bu teknolojilerden biri olan bulut tohumlama, özellikle tarım, içme suyu temini ve orman yangınlarını önleme gibi alanlarda umut verici bir çözüm olarak görülür. 
Alanında uzman akademisyenler, mühendisler ve araştırmacıların çalışmaları sayesinde, bulut tohumlamaya ilişkin detaylar gelecek açısından umut vericidir. Fakat çevresel etkileri nedeniyle bu konuda araştırmalar hâlâ sürmektedir. 

Doğal yağmur oluşumu üzerine yapılan çalışmalar, yağmurun doğa için ne denli hayati ve olağanüstü bir süreç olduğunu gösterir. Tarımdaki teknolojik gelişmeler, sulama yöntemlerinde çeşitliliği artırmıştır. Fakat bu noktada su ve sular üzerindeki insan hakimiyeti genel olarak tüketimi yaygınlaştırır. 

Bu bağlamda, bulut tohumlama yöntemi doğa ve yaşam için çevresel bir çözüm alternatifidir. Peki, ‘’Bulut tohumlama ile yağmur nasıl yağar?’’, “Bu yöntem nasıl çalışır ve çevre üzerinde ne gibi etkiler bırakır?” Yanıtları birlikte inceleyelim.

Doğal Koşullarda Yağmur Nasıl Oluşur?

Yağmurun oluşumu, atmosferdeki su buharının yoğunlaşması ile başlar. Güneş ışınlarıyla ısınan yeryüzündeki su kaynakları (denizler, göller, nehirler) buharlaşır ve atmosfere yükselir. Bu su buharı, yükseldikçe soğur ve yoğunlaşarak mikroskobik su damlacıklarını oluşturur. 

Bu su damlacıkları zamanla birleşerek bulut oluşumunu doğurur.
Eğer bulutlardaki su damlacıkları yeterince birleşip büyürse, yerçekiminin etkisiyle yağmur damlası olarak yeryüzüne düşer. Her bulut, kendi başına yağmur bırakmaz. Yağmur oluşması için belirli fiziksel ve kimyasal koşulların sağlanması gerekir. İşte bu noktada, doğal süreçlerin desteklenmesi için bulut tohumlama devreye girer.


Bulut Tohumlama Nedir?

Bulut tohumlama (cloud seeding), atmosferde bulunan bulutların yağmur bırakmasını teşvik eden bir iklim mühendisliği yöntemidir. Bu teknikte, bulutların içine belirli kimyasal maddeler (çoğunlukla gümüş iyodür, sodyum klorür veya kuru buz) uçaklar ya da yer tabanlı roket sistemleriyle enjekte edilir.
Bu maddeler, buluttaki su buharının yoğunlaşmasını hızlandırarak yağmur damlacıklarının oluşumunu teşvik eder. 

Böylece, potansiyel yağmur ihtimali olan ama henüz yağışa dönüşmemiş bulutlardan yağmur elde edilebilir. Bu yöntem, özellikle yarı kurak bölgelerde, tarım alanlarında ve yangın riski yüksek ormanlık bölgelerde yağış artırımı amacıyla uygulanır.

Bulut tohumlama uygulamasının başarılı olabilmesi için şu koşullar gereklidir:
● Uygun sıcaklıkta ve nemde bulutların varlığı,
● Doğru miktarda ve biçimde tohumlama maddesinin kullanımı,
● Hedef bölgenin meteorolojik analiziyle zamanlamanın iyi belirlenmesi.

Türkiye ve Dünyada Suni Yağmur Uygulamaları

Dünyada ilk kez 1940’lı yıllarda ABD’de denemeleri yapılan bulut tohumlama yöntemi, günümüzde Çin, Hindistan, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya gibi ülkelerde yaygın olarak kullanılır. Özellikle Çin, 2008 Pekin Olimpiyatları sırasında hava koşullarını kontrol etmek amacıyla bu teknolojiyi büyük ölçekte kullanmıştır. Benzer şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri gibi çöl iklimine sahip ülkelerde düzenli yağış elde etmek için yoğun bulut tohumlama programları yürütülür.

Türkiye’de bulut tohumlama çalışmaları ise 1990’lı yıllardan bu yana çeşitli şehirlerde zaman zaman uygulanır. İstanbul, İzmir, Ankara ve Konya gibi büyükşehirlerde özellikle barajlardaki su seviyeleri kritik düzeye geldiğinde bu teknolojiye başvurulmuştur. 2021 ve 2022 yıllarında kuraklık tehdidiyle karşı karşıya kalan bazı bölgelerde suni yağmur uygulamaları denenmiş, olumlu sonuçlar alınmıştır. Türkiye’de bu alanda çalışan meteoroloji mühendisliği ekipleri, hava analizleri sonucunda uçaklarla uygun bulutlara müdahalede bulunarak yağış tetiklemesi yapar.

Fakat Türkiye'deki uygulamalar henüz sınırlı düzeydedir ve düzenli, sistematik bir bulut tohumlama altyapısı tam olarak oturmamıştır. Yine de su kaynaklarının yönetimi ve kuraklıkla mücadele stratejileri içerisinde bu yöntem giderek daha fazla dikkate alınmaktadır.

Bulut Tohumlamanın Çevresel Etkileri

Bulut tohumlama, teoride çevre dostu bir yöntem olarak tanımlanıyor olsa da uzun vadeli etkileri konusunda çeşitli tartışmalar ve araştırmalar sürer. İşte bu yöntemin bazı çevresel etkileri:

1. Toprak ve Su Kalitesi

Özellikle gümüş iyodür gibi kimyasalların yoğun kullanımı, toprak ve su kaynaklarında kirliliğe yol açabilir. Bu maddelerin biyolojik birikimi ve çevresel toksisitesi hala bilimsel araştırmalara konu olur. 

2. Bölgesel İklim Dengesi

Bir bölgede yapay olarak yağmur yağdırılması, komşu bölgelerdeki doğal yağış düzenini etkileyebilir. Bu durum, uzun vadede bölgesel iklim dengelerinde sapmalara yol açabilir.

3. Biyolojik Etkiler

Ani yağış artışı, tarım alanlarında erozyona veya sel riskine yol açabilir. Aynı zamanda flora ve faunada alışılmadık hava koşulları ekolojik dengenin bozulmasına neden olabilir. Bu etkilerin kontrol altına alınması amacıyla bilimsel araştırmaların artırılması teşvik edilir. 

4. Etik ve Hukuki Sorunlar

Havanın yapay olarak değiştirilmesi konusu, uluslararası düzeyde etik ve hukuki tartışmalara neden olur. Özellikle sınır ötesi etkiler söz konusu olduğunda, bu tür uygulamaların denetlenmesi gereklidir. Etik ve hukuki boyutlar, bu uygulamaların gelecekte nasıl yönlendirileceğini, yeni nesillerin geliştireceği yaklaşımlara bağlı olarak şekillendirecektir.
- -

Şam’dan Guta’ya

 


Hazreti Peygamber kendisinden bahsetmesini isteyen sahabelere özet olarak kendisini şöyle tanımlar: "Ben, atam İbrahim' in duası, İsâ' nın müjdesi, annem Âmine'nin ise rüyasıyım! Her peygamber annesinin gördüğü gibi, annem de benim hakkımda rüya görmüştür!" Peki! Annesinin rüyasının mahiyeti nedir? Doğumu sırasında veya öncesinde annesi Busra saraylarının ışıdığını ve parladığını görür. Bu Hazreti peygamberin bisetinin medeniyeti aydınlatacağını gösterir. 

Geçenlerde Suriyeli Türkmen bir heyetle bir araya geldiğimde Busralı olduklarını söylediler. Benim aklım hemen kadim Busra’ya gitti.  Lakin onlar düzelttiler ve yeni yerleşim yerlerinden olan Busra’nın aynı bölgede yer aldığını lakin kadim Busra olmadığını anlattılar.  Suriye devrimi bu bölgede yani Horan’da başladı.  

Ve burası Hazreti Amine’nin rüyasına giren kadim bir medeniyetin beşiğidir. Rahip Bahira’nın Kilisesi de burada bulunmaktadır. Busra, Bizanslılara bağlı Gassanilerin önemli şehirleri arasındadır. Irak’ta Perslerin yörüngesinde olan Al Hirah ise Busra’nın kadim rakibidir. Busra ile Al Hirah rakip konumdaki vasal Arap şehirleridir.  

Her iki şehirde çok hızlı bir biçimde fethedilmesine ve İslam hakimiyetine girmesine rağmen yine de Hazreti Peygamberin (S.A.V.) validesinin rüyasını süsleyen müjdeli şehir Bahira’nın şehri Busra’dır. Al Hirah ( veya Hayre) değildir. İslam’ın zuhuru Mekke’de, ayakları üzerinde durması Medine’de ve yayılması da Şam’da gerçekleşmiştir. 

Veya, eşrat’u saa (ahirzaman hadisleri) çerçevesinde Şam faslı bundan sonra gerçekleşecektir. Nitekim, Zebur ve Tevrat’ta  arza salihlerin hakim olacağı haber verilmiş ve Kur’an da bunu teyit etmiştir. Enbiya Suresi 105’inci ayette buna atıf ve vurgu yapılmaktadır: "Zikir (Tevrat)’den sonra Zebur’da da yeryüzüne salih kullarımın mirasçı olacağını yazmıştık…"

Davud Aleyhisselam’a inen Mezmurlar (Zebur) kitabında 37’nci mezmurda uysal ve ezik olanların arza varis olacakları belirtilmektedir. Hazreti İsa da ustaların beğenmediği taşın köşe taşı olacağını müjdelemektedir. Tevrat ve Zebur salih kulların yeryüzüne halife ve varis olacaklarını beyan etmektedir. Acaba bu salih kullar kimlerdir? Şüphesiz salih kullar son mesajın sahipleri ve son peygamberin ümmeti olan Müslümanlardır.  

Nitekim bunun teyidi şu ayettir: "O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir." Bu beşaretin bir bölümü bisetten hemen sonra sahabeler döneminde gerçekleşmiş olmakla birlikte Elmalı Hamid Yazar gibilerin de ayetin yorumunda ifade ettikleri gibi ikinci bölümü de ahirzamanda daha parlak bir vaziyette yeniden (İslam’ın parlaması sırasında) gerçekleşecektir. Bediüzzaman’ın tabiriyle istikbalin en gür sedası İslam’ın sedası olacaktır.

Hakim ve Beyhaki, delail babında naklettikleri bir hadiste Müslüman olan bir Yahudi Tevrat’a dayanarak Hazreti peygamberin sıfatını şu şekilde aktarır: Doğumu Mekke, hicret yeri Medine ve mülkü ve devleti ve imparatorluğu ise Şam’dadır. Bu her ne kadar Emevilerle gerçekleşmiş gibi gözükse de tam ve kamil değildir. 

Dolayısıyla bu müjdenin ahirzamana bakan bir yönü ve yüzü var. Hadislerde ahirzamanda Müslümanların siyasi olarak temerküz yerlerinin Guta’nın (Şam ve havalisi) olacağı haber verilmektedir. Nitekim, bir hadiste şöyle denilmektedir: "Melhame-i Kübra gününde Müslümanların fustatı (çadırı-merkezi) Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün Müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır."

Bu dönemden önce de, ‘La tezalu taifetün min ümmeti zahirine ale’l hak (ümmetimden ale’d devam hak üzerine sebat eden bir grup olacaktır)’ hadisinde belirtilen grubun da Şam’daki İslam kampının çekirdeğini teşkil edeceği ifade edilmektedir. 

Veya altyapısını kuracağı belirtilmektedir. Bediüzzaman bazı eserlerinde bu hadisin Nurculara bakan bir yüzünün de olduğunu beyan etmektedir. Bu grubun hak üzerine zahir olması bilahare İslam’ın izharının da altyapısını temsil edecektir. Cennet asa bahar  ve geniş daire bu olsa veya buna remzetse gerek.

İslam merkez olduğunda Irak ve diğer bölgeler Şam’a tabi olacaklar. Yani ahirzaman olaylarının seyri Şam istikametli olacaktır. Nitekim bunun sembolik işaret ve beşaretleri de yaşanmaya başlamıştır. Paris’te ikamet eden 

Suriyeli muhalif Subhi Hadidi, Esat rejimine karşı Suriye halkının geceleri Fırat üzerinde sallarla bile gösteri yaptığını ve bunun Fırat’ın ve Fıratlıların, gösterilerin merkezini teşkil eden Hama ve Asi’ye tabi oldukları anlamına geldiğini söylemiştir.  

Nitekim Hazreti Abdulkadir Geylani’nin merkezi Bağdat olmakla birlikte onun ruhaniyetinin gezindiği manevi fezaların başında Hama’da Geylaniye mahallesi gelmektedir.  Bu olaylarla birlikte İslam aleminin merkeziyeti  Şam’a akacaktır. Merkeziyetinin Şam’a akması elbette ki Türkiye ile yakından alakalı olup bu durumda başkentler başkenti İstanbul, Şam’ın siyasi hamisi olacaktır. Olayların seyri buna işaret ediyor

- - -

Varamurthieswarar Tapınağı

Hindistan Tamil Nadu'daki 6.000 yıllık Varamurthieswarar Tapınağı'nın duvarlarındaki taş oymalar, bir insanın doğum sürecini tasvir ediyor. 

Hamileliğin farklı aşamaları şaşırtıcı bir biçimde resmedilmiş.

Hücrelerin keşfedilmesinden binlerce yıl önce, ultrason ve mikroskoptan önce, hücrelerin bir kadının rahminde nasıl buluştuğu, birleştiği ve büyüdüğü hakkında ayrıntılı bir süreç görülüyor.

Bu ve benzeri bilgiler o çağlarda da biliniyorsa insanlık bir nedenle ilkelliğe dönüş mü yaşadı? Daha önce bilinenleri yeniden mi keşfediyoruz? 

Sanki bir döngü, bizden öncekiler bunu yaşadı ve bir çağı bitirdi şimdi biz yaşıyoruz ve belkide bizden sonrakilerde aynısını yaşayacak

- - -

Samaritanlar

Birçok kişi Hristiyan İncili'nden İyi Samiriyeli hikayesini duymuş olabilir, ancak çoğu hala varlığımızdan habersiz.

Biz Samiriyeliler (Shomronim olarak da bilinir), İsrail kabilelerinin, özellikle Levi ve Yusuf'un kalıntılarından olduğumuza inanıyoruz. Metinlerimizde ve Tevrat'ımızda (aynı zamanda "Paleo İbranicesi" olarak da bilinir) hala eski İbranice kullanıyoruz ve ilkinden bu yana 137 nesil geriye giden bir başrahip soyumuz olduğuna inanıyoruz. 3658 yıl önce (Aaron'un oğlu Eliazar).

Ayrıca Yeşu'nun Tabernakülü Sichem (Nablus) yakınlarındaki Gerizim Dağı'nda inşa ettiğine inanıyoruz.

Gerizim Dağı bizim için en kutsal yerdir, İbrahim'in oğlu İshak'ı neredeyse orada kurban ettiğine inanıyoruz, ayrıca 10 emirde bir Sunak inşa edilecek yer olarak bahsedildiğine inanıyoruz.

"Samiriyeli" kelimesinin, eski İbranice'de bekçiler anlamına gelen Shomerim kelimesinden geldiğine inanılıyor.

Bugün dünyada yaklaşık 820 Samiriyeli var, Yarısı Batı Şeria'daki Gerizim Dağı'nda yaşıyor ve Diğerleri Tel Aviv'deki Holon'da yaşıyor, ayrıca dünyanın dört bir yanında Samiriyeli olmak için dönen yüzlerce insan var, ancak onlarla hiç tanışmadık, bu yüzden tam olarak aynı mitzvot'u takip ettiklerinden emin olamıyoruz.

Burada Samiriyeliler hakkında birkaç tartışma fark ettim ve bu küçük topluluğun üyelerinden biri olarak, birçok insanın inançlarımız ve geleneklerimiz hakkında meraklı olduğunu fark ettim, Gerizim Dağı'nda rehber olarak çalışıyorum ve meraklı insanların dinimizi daha iyi anlamalarına yardımcı olmak istiyorum, bu yüzden her şeyi sormaktan çekinmeyin!

- -

Tanrı Amon

Bilindiği gibi, tek tanrılığı ilk defa Amenofis ortaya attı. Çok tanrısı olan bir evrende kargaşalık olur yaklaşımı ile tanrı sayısını bire indirdi (yani tek tanrılılık semavi dinlerin değil Amenofis'in fikridir). Tahta çıkar çıkmaz tanrılar tanrısı AMON-RA'yı ve diğer tüm tanrıların 

(Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, ...) adını tapınaklardan sildirdi ve bir yasayla sadece tek bir tanrıya tapınılacağını emretti. Tek bir tanrı vardır o da güneşin kendisi "ATON' dur, dedi. Böylece dünyada ilk defa tek tanrılı Aton Dinini (Atenism bazen Atonism) kurmuş oldu.

TEB rahipleri . Amenofis bu yaklaşımına büyük tepki gösterdiler.

4. Amenofis adını değiştirerek, her şeyin yaratıcısı ve güneşin sevgilisi, Aton'a hizmet eden anlamına Akneton (Akhenaton) adını aldı. Bir de Aton'a şiir yazar:

Akhenaton'un tanrı Aton'a yazdığı bir şiir: Tanrı uludur, birdir, tektir ondan başkası yoktur. Bir tanedir, o'dur her varlığı yaratan, bir ruhtur tanrı, görünmeyen bir ruh, ta başlangıçta vardı tanrı, tek varlıktı o. Hiç birşey yokken o vardı. Herşeyi o yarattı, ezelden beri süregelen varlığı, ebediyete kadar sürecek, gizlidir tanrı, kimse görmemiştir onu. İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.

Daha sonra yüzyıllar boyu eski Mısır'ın başkenti olan, Amon kültürünün de merkezi sayılan, Karnak tapınağının bulunduğu Teb'i terkederek, yeni başkent ilan ettiği 'Güneşin Ufku ' anlamına gelen Akhetaton şehrine yerleşmiştir.

Ölümünden sonra bu din TEB rahiplerinin etkisiyle yasaklandı. Daha önceki tanrılar yine sahneye çıktı.

- AMON-RA en büyük tanrı oldu (bu tanrıya dua etmek için ya rab ya da ya rabbim dendi, bu sıfat ilk olarak Tevrat'a sonra İncil'e en sonunda da Kuran'a geçti); duaların kabulü için, duaların sonunda en büyük tanrı adına, Amon ya da Amen adına bir bağlama yapıldı. Bu da üç semavi dindeki duaların sonunda amen ve amin kelimesini oluşturdu."

Kurtlar Vadisi Pusu Dizisinde Amon


- -

Pazuzu

Mezopotamya şeytanı Pazuzu’nun heykelcikleri bölgedeki arkeolojik alanlarda bulunabiliyor ve günümüzde ürkütücü görünümleriyle popülerleşen Labubu bebekleriyle yapılan karşılaştırmalarda da kültürel yankısını görmek mümkün.

Bu küçük bronz figürin, Mezopotamya tanrısı Pazuzu’nun günümüzde en bilinen tasviri olma özelliğini taşıyor. The Exorcist ve The Simpsons’daki modern şeytanlara ilham vermiş osla da, görünüşe göre koleksiyonluk oyuncak Labubu’nun esin kaynağı değil.

Şu anda Louvre’da sergilenen 15 santimetre boyundaki kanatlı figürin, bir kaide üzerinde sağ kolunu kaldırmış halde duruyor. Fakat arkasında, onun kötü şöhretine katkıda bulunmuş olabilecek tüyler ürpertici bir yazıt var:

“Ben, Pazuzu. Hampa’nın oğlu. Dağlardan öfkeyle fırlayan, havanın kötü ruhlarının kralı; işte benim.”


Eski Mezopotamya dininde Pazuzu, dünyayı dolaşan bir rüzgâr şeytanıydı. Farklı betimlemeleri bulunsa da, genellikle köpeğimsi bir yüz, kocaman fırlamış gözler, keskin dişlerle dolu açık bir ağız, kuş pençeleri ve kanatları, keçi boynuzları, pullu bir gövde, yılan başlı cinsel organ ve akrep kuyruğuyla resmedilirdi.
Eski metinler, Pazuzu’nun yıkıcı rüzgârları çağırmaktan, kuraklık ve kıtlık getirmekten ve hastalık yaymaktan sorumlu olduğunu öne sürüyor.

Çeşitli malzemelerden yapılmış çok sayıda Pazuzu figürini yıllar boyunca arkeolojik alanlarda bulundu. Ancak Pazuzu, modern kültürel bilinçte ancak yarım yüzyıl önce kendine yer edindi.


Mezopotamya’nın “güneybatı rüzgârının şeytanı”, William Peter Blatty’nin 1971’de yayımlanan The Exorcist kitabında küçük bir kızı ele geçiren ruh karakterine ilham verdi. 2017’de The Simpsons dizisinin bir bölümünde Pazuzu adlı bir karakter göründü ve aileye musallat olan bir heykel olarak işlendi. Son dönemde ise internet ortamında bazı kişiler, kocaman gözleri ve küçük dişleriyle Labubu koleksiyonluk oyuncağının Pazuzu’dan esinlenmiş olabileceğini tartıştı.

Pazuzu – Şeytan Çıkarma (1973).
Masum 12 yaşındaki Regan MacNeil'in resminin ardına saklanan kadim, ölümsüz bir şeytan olan Pazuzu, Sümer kökenli bir iblis.


Pazuzu The Exorcist’e İlham Veren Şeytan



- -

ALLAH Dünyayı Sana Musallat Ederim Diyor

Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur. (Zuhruf Suresi 36)

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَاناً فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ

Ve men ya'şu an zikrir rahmani nukayyıd lehu şeytanen fe huve lehu karin.

ALLAH,Dünyayı sana musallat ederim diyor.

Dünyanın bize musallat olduğu bir dönemde koşup koşup peşinden yetişemediğimiz, son tahlilde eyvah dediğimiz bir psikolojide yaşla alakası yok bunun. Modern çağ dediğimiz 

Bu çağda ki bence sistemin tıkandığı bu çağda, dünyanın çarkları arasında ezildiğimiz bu çağda kendimizi kaptırdığımız bu çağda, dünyanın üstümüze üstümüze geldiği çok kötü şeyden bahsediyorum. 

Bize bir şeyler söylemesi gereken insanları arıyoruz. 

Bizi dinlemesi gereken insanları arıyoruz ve kendi içimizden haberimiz yok. Pas üstünde cila hayatlar yaşamaya başladık. Yani görüntüde her şey normalmiş gibi davranıyoruz. 

Dış hacmimızı çok güzel bir hale getirmeye çalışıyoruz. İçimizden haberimiz yok. 

O nedenle Necip Fazıl, neye uzansam sonu kırıklık ve pişmanlık. Anlaki Allah'tan başkasına yok yakamı diyor.

Neye yaklaşsam sonu uzaklık kırgınlık

Anla ki yok Allah’tan başkasına yakınlık!

Necip Fazıl Kısakürek

- -

Abdullah Oğlu Muhammed Mehdî Aleyhisselam

Dini tahrif olmamış her insandan başka, akıllı herkes bilir ki Şia’nın iddia ettiği Mehdî mevcut değildir! Tarihte öyle bir şahıs doğmamıştır! İslam ümmeti, Şia’nın bu sapık Mehdî inancından dolayı birçok belalara maruz kalmıştır! Onlar kendileri için uydurdukları imamlarına iman etmeyi, onlar hakkında uydurdukları Yunan ve Fars mitolojisine benzer efsanelere iman etmeyi imanın şartlarını tamamlayan bir şart saymışlardır.

Ehl-i Sünnet’in inancına göre Mehdî, bir kadının dünyaya getirdiği, erkeklerin yetiştirdiği bir şahıstır. Şia’nın iddia ettiği gibi mağaralarda değil insanlar arasında hayat süren, normal bir insandır. Şia, kendi Mehdî’sinin çıkacağı zamanı da bilmemektedir. Ben onların vehmettikleri Mehdî’nin hiç çıkmayacağını onlara müjdelerim.

Mehdî, Müslümanlar arasında adaleti ayakta tutan halifelerden bir halifedir. Abdullah oğlu Muhammed Mehdî’yi diğer yol gösteren halifelerden ayıran özellik; İsa (Aleyhisselam) ile karşılaşması ve İsa (Aleyhisselam)’ın onun arkasında namaz kılmasıdır. Allah, onu bir gecede halife olmaya uygun hale getirir. Mehdî, yeryüzünü zulüm ve zulmetin kapladığı gibi adalet ve doğrulukla doldurur. İstanbul’un ikinci fethi, belki de Roma’nın fethi onun komutasında gerçekleşecektir.

Nebilik Yolu Üzere Hilafet

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizin aranızda Allah’ın dilediği müddetçe Nebilik kalır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediği vakit kaldırır. Sonra Allah’ın dilediği müddetçe Nebilik yolu üzere hilafet olur. Allah onu kaldırmayı dilediği vakit kaldırır. Sonra Allah’ın dilediği müddetçe sıkıcı bir hükümdarlık olur. Allah onu kaldırmayı dilediği vakit kaldırır. Sonra Allah’ın dilediği müddetçe zorba bir krallık olur. Allah onu da kaldırmayı dilediği vakit kaldırır. Sonra tekrar Nebilik yolu üzere hilafet gelir.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 18434

Burada bu hadisi zikretmemizdeki maksat, Abdullah oğlu Muhammed Mehdî’nin, Nebilik yolu üzere olan ikinci hilafet devri halifelerinden olmasıdır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ümmetin tarih sayfalarını şu kısımlara ayırıyor:

1) Nebilik yönetimi merhalesi, bu merhale Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hayatı dönemidir.

2) Nebilik yolu üzere hilafet yönetimi merhalesi, bu da raşid halifelerin yönetimi devridir. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın halife seçilmesinden Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh)’ın şehid edilmesine kadar geçen dönemdir. Bazı âlimler Hasan bin Ali (Radiyallahu Anhuma)’nın emîrliğini de buna dahil etmişlerdir. Bu şekilde hadiste vurgulandığı gibi hilafet otuz yıl sürmüş ve sonra hükümdarlık başlamıştır.

3) Baskıcı hükümdarlık yönetimi merhalesi, bu hâkimiyet diğer hâkimiyete göre zalimlik derecesine ulaşmasa da içerisinde zulüm bulunan bir yönetimdir. Bu yönetim, Hasan (Radiyallahu Anh)’ın emîrliğinden sonraki Emeviler, Abbasiler, Memlukîler, Osmanlılar ve diğerlerinden ta ki yirminci asrın başlarında Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar olan dönemdir.

Bu yönetim, bu zaman sürecinde tarih dönemlerinin tamamında İslam âlemi üzerinde birbirini takip eden her devlete şamildir. Ancak yönetimi raşid halifelerin yönetimine benzeyen Abdullah bin Zübeyr ve Ömer bin Abdulaziz gibi insanlar bu hükümden istisna edilir. Onlar Kureyş’ten bu ümmetin idare işini üstlenenlerden sayılmışlardır.

4) Zorba krallık yönetimi merhalesi: Osmanlı devletinin düşmesinden şu anda ki asrımıza kadar devam eden dönemdir. Allah (Azze ve Celle)’den fazlı ve ihsanıyla bu dönemi bitirmesini diliyoruz.

Bu zorbalık; İslam âleminde hükümran olan her yönetim şeklini kapsar. İster krallık olsun, ister sultanlık olsun, ister particilik olsun! Bu zorbalık, birinci dünya savaşından sonra olduğu gibi kâfirlerin Müslümanlar üzerine yönetici olması gibi de olabilir…

Ya da cumhuriyet, demokrasi veya Allah’ın hakkı olan hâkimiyet ve kanun koymada O’nunla çekişen başka bir yönetim şekli de olabilir, bunların hepsi aynıdır…

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), İslam ümmetinin geçireceği bu devirleri zikrederken onları yönetim şekline göre sınıflandırmıştır. Onlar; Nübüvvet yolu üzere olan yönetim, içerisinde zulüm olan yönetim, şu anda olduğu gibi zorbacı yönetim şekilleridir.

5) Nebilik yolu üzere hilafet yönetimi merhalesi; Elbette bu merhale için çalışmak, hazırlık, Allah’ın yolunda kurban vermek, ilmi yaymak, Kur’an’a, sünnete, selefin yoluna uymak gerekir. Hiç şüphe yok ki bu ümmetin ilkleri ne ile salih kimseler oldularsa sonları da aynı şeyle salih kimseler olacaklardır.

Din, Mekke’de tebliğe başlanıldığında oranın efendileri, köleleri, güçlüleri, zayıfları, kadınları, küçükleri arasında garipti ve o, garip hale tekrar dönecektir.

Günümüzde nübüvvet yolu üzere yönetim merhalesinin başlangıcı, bu dini taşıyan gariplerdir. Onlar bu dini öğrenmekle, idrakle ve tatbikle taşıyacaklar. Bu din uğruna en şiddetli bela ve musibetlere tahammül gösterecekler. Onlar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Benim sünnetime ve yol gösterici raşid halifelerin sünnetlerine uyun! Onlara azı dişlerinizle yapışın! İşlerin sonradan uydurulanlarından sakının! Her sonradan uydurulan şey bid’attır. Her bid’at dalalettir. Her dalalet ateştedir!”

Vasiyeti üzere sebat gösterirler. Bu garipler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinden insanların ifsat ettiği şeyleri düzeltirler. Onlar, düşmanlarına ve kendilerine muhalefet edenlere üstün olarak Allah’ın yolunda savaşırlar. Onları terk eden ve yardımsız bırakan onlara zarar veremez! Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu durumda devam ederler.

Allah-u Teâlâ’dan bizi en şerefli Nebi’nin yolunda, ashabının yolunda ve din gününe kadar onlara güzellikle uyanların yolunda sabit kılmasını dileriz.

Mehdî ve Mehdî Olmasının Alameti

Sünen kitaplarındaki Mehdî hadisleri, insanlar arasına yaygın olmakla birlikte zayıf olanı, sahih veya hasen olanı da vardır. Bizim bu bahisteki dayanağımız, hadis âlimlerinin belirttiği sahih ve hasen kısmından olan hadislerdir.

Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mehdî, kızım Fatıma’nın soyundan ve benim Ehl-i Beytimdendir.”

Ebu Davud 4284

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Dünyada sadece bir gün kalsa, Allah o günü uzatır. Nihayet o gün benim Ehl-i Beytimden adı adıma, babasının adı babamın adına uyan bir adamı gönderir. O adam, yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve doğrulukla doldurur.”

Ebu Davud 4282

Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Zamandan sadece bir gün kalsa da, Allah, Ehl-i Beytimden bir adamı gönderir. Yeryüzü zulümle dolduğu gibi o da adaletle doldurur.”

Ebu Davud 4283

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ehl-i Beytimden ismi ismime uyan bir adam hükümran olmadan dünya gitmez, o, yok olmaz!”

İbni Hibban 6824

O halde Mehdî, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Ehl-i Beytindendir. Adı Muhammed bin Abdullah’tır. Ali (Radiyallahu Anh)’ın oğullarından Hasan’ın mı? Yoksa Hüseyin’in mi? soyundan geldiği bilinmemektedir! Bu konudaki rivayetler sahih değildir!

İbni Teymiyye (Rahmetullahi Aleyh), bu konudaki Ali (Radiyallahu Anh)’dan gelen bir esere dayanarak Mehdî’nin Hasan (Radiyallahu Anh)’ın soyundan geldiği görüşünü tercih etmiştir. Ancak allâme muhaddis Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh), bu eserin zayıf olduğunu belirtmiştir!

Mişkatu’l-Mesabih 5462

Mehdî Aleyhisselam’ın Yaratılış Vasıfları ve Halifeliğinin Süresi

Mehdî’nin yaratılış vasıflarına gelince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu şöyle bildirmiştir:

“Mehdî bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun, ortası biraz yüksekçedir. Yedi sene hükmeder. Yeryüzü zulüm ve zulmetle dolduğu gibi o da adalet ve doğrulukla doldurur.”

Ebu Davud 4285

Yönetim süresi, geçen hadiste belirtilmiştir. Ancak başka bir hadiste, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu bildirilmiştir:

“Siz yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduracaksınız! Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra Allah, benden ismi benim ismim, babasının ismi babamın ismine uygun olan bir adamı gönderir. O adam yeryüzünü adalet ve doğrulukla doldurur. Sizin aranızda yedi ya da sekiz çok çok dokuz yıl kalır!”

Taberani Mucemu’l-Evsad 8321, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1529

Mehdî’nin arkasında İsa (Aleyhisselam) namaz kılacaktır. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İmamınız sizden olduğu halde İsa sizin aranıza indiği vakit haliniz nice olur?”

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bizden birinin arkasında İsa namaz kılacaktır!”

Müslim 155/245

Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak (cihad ederek) muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem oğlu İsa aleyhisselam (yeryüzüne) iner ve Müslümanların emiri (Mehdi aleyhisselam) ona:

−Gel bize namaz kıldır, der.

Bunun üzerine İsa aleyhisselam:

−Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğerleriniz üzerine emirlersiniz, buyurur.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 14726, 15129, Müslim 1923/173, Ebu Davud 2484, Hâkim 4/480, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1959

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in buyurduğu ile kastedilen Mehdî (Aleyhisselam)’dır.

Başka bir rivayette de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimin ahir vaktinde bir halife olacak. Taksim ederken malı saymayacak, avuç avuç saçacak.”

Müslim 2913/67

Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizin halifelerinizden bir halife malı saymayacak, avuç avuç saçacak.”

Müslim 2914/67

Bu hadis başka bir şeye delalet etse de, Mehdî (Aleyhisselam)’ın zamanında fetihlerin ve ganimetlerin çok olacağına, Müslümanlar ile düşmanları arasında çok savaşlar olacağına da işaret eder.

Mehdî Aleyhisselam’ın İlk Ortaya Çıkması

Mehdî (Aleyhisselam)’ın ortaya çıkmasının başlangıcı, ümmete komutan olmaya hazırlanması ve bu iş için uygun olmasıyla başlar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Mehdî bizden, Ehl-i Beyttendir. Allah onu bir gece salih kılar.”

İbni Mace 4085

Yani Allah onu İslam ümmetine komutanlık yapmaya uygun hale getirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu:

“Onların imamı salih bir adamdır’”ifadesiyle salih olmakla sıfatlamıştır.

Mehdî (Aleyhisselam)’ın varlığı ve kişiliği o zamanın idarecilerine belli olur. Bundan sonra Mehdî (Aleyhisselam) bir takım insanlarla beraber Beytullah’a sığınmak için Mekke’ye kaçar. Onların ne hazırlığı, ne sayıca çokluğu ne de kuvvetleri vardır. Onların arkasından onları öldürmek ve onlardan kurtulmak için bir ordu gönderilir. Bunun delili, Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha)’dan rivayet edilen şu hadistir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir kimse Kâbe’ye sığınır. Müteakiben ona bir ordu gönderilir. Bu ordu, Beyda mevkiine geldiği vakit toptan yere batırılır!”

Ben:

−Ya Rasulallah! Onların yaptıklarını kerih gören ne olacak? diye sordum.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“O da onlarla beraber yere batırılır! Ancak o, kıyamet günü niyeti üzerine diriltilir!”

Müslim 2882

Hafsa (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mehdî’ye karşı savaşmak için bir ordu Kâbe’ye yönelecektir! Nihayet onlar Beyda mevkiine geldikleri vakit orta kısımları yere batırılır. Önde gidenler arkadakilere nida ederler, sonra hepsi yere batırılır. Artık kaçıp da onlardan haber verecek olandan başka kimse kurtulamaz!”

Müslim 2883

Yusuf bin Mahik (Radiyallahu Anh)’ın rivayetinde, hadis, şu lafızla nakledilmiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şu Kâbe’ye kendilerini himaye edecek kimseleri, kendilerini koruyacak nüfus sayıları, harp hazırlık ve malzemeleri olmayan bir kavim sığınacaktır! Onlara karşı bir ordu gönderilir. Onlar Beyda mevkiine geldikleri vakit yere batırılırlar!”

Yusuf bin Mahik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

O günlerde Şam ordusu Mekke’ye doğru yürümekteydi.

Abdullah bin Safvan şöyle dedi:

−“Dikkat edin, Allah’a yemin ediyorum, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği ordu bu ordu değildir!”

Müslim 2883

Abdullah bin Zübeyir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Aişe validemiz (Radiyallahu Anha) şöyle anlatıyor:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uyurken irkilip sıçradı.

Biz:

−Ya Rasulallah! Hiç yapmadığın bir şeyi uykunda yaptın, dedik.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

−“Hayret! Ümmetimden bir takım insanlar Kâbe’ye sığınmış, Kureyş’ten bir adam için Kâbe’ye yöneliyorlar. Onlar Beyda mevkiine geldiklerinde yere batırıldılar!”

Biz:

−Ya Rasulallah! Muhakkak yol birçok insanı bir araya toplayabilir, dedik.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet, onların arasında bilerek gelenler, zorlanarak getirilenler ve onlardan olmayan diğer yolcular da vardır. Bunların hepsi tek yerde helak olurlar. Değişik yerlerden çıkarılırlar. Allah, onları niyetlerine göre diriltir.”

Müslim 2884

Bu ordu, Mehdî (Aleyhisselam)’ın arkasından, ondan ve onun yanında bulunan mü’minlerden kurtulmak için gönderilen ordudur. Mehdî (Aleyhisselam) ve beraberindeki mü’minler Kâbe’ye mülteci olarak sığınırlar. Bu ordu, Beyda mevkiinde toptan yere batırılırlar. Bu, Medine civarındaki Beyda mevkiidir. Burası Zulhuleyfe’nin arkasındaki bölgedir. Mekke cihetindeki tepeliklerdir. Yani kurak arazidir.

Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife yere batırılır! Onlar bir adama gönderilirler. O adam Mekke’ye gelir. Allah o kimseyi onlardan korur ve onlar yere batırılırlar! Onların helak olma yerleri aynı, çıkış yerleri değişiktir. Onlardan zorlanıp da istemeyerek gelen vardır.”

Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1926

Ka’ka bin Ebi Hadred Eslemi’nin hanımı şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i minber üzerinde işittim şöyle buyuruyordu:

“Ey insanlar! Yakınlarda yere batırılmış bir ordu duyarsanız, kıyametin gölgesi düşmüştür!”

Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1355

Beyda mevkiinde yere batırılma olayından sonra Mehdî (Aleyhisselam)’a Müslümanların halifesi olarak biat edilir. Mehdî (Aleyhisselam), Müslümanlarla beraber Allah’ın yolunda cihad eder. Nebilik yolu üzere hilafet olur. İsa (Aleyhisselam) ininceye kadar Müslümanlarla düşmanları arasında savaş olur.

Rumlarla Yapılan Savaş ve İstanbul’un Fethi

Mehdî (Aleyhisselam)’ın döneminde Konstantiniye (İstanbul) ikinci defa fethedilir. Bu olay, Deccal’in çıkmasından ve İsa (Aleyhisselam)’ın inişinden öncedir.

Yuseyr bin Cabir şöyle naklediyor:

“Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken ‘Ey Abdullah ibni Mesud! Kıyamet saati geldi’ demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi. Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) dayanmakta iken doğruldu, oturdu ve:

−Miras taksim olunmaz hale gelmedikçe ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz! dedi. Sonra Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh):

−Şu taraftan diyerek Şam tarafını gösterdi. Sonra Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anhu) şöyle devam etti:

−Müslümanlar aleyhine bir düşman toplanır, dedi. Ben:

−Yani Rumlar mı? diye sordum. Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh):

−Evet, dedi. Sonra Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) devamla:

−İşte bu savaş sırasında şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar ölüme şartlanmış, ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini ileri sürerler. Bunlar gece girip de savaşamayacakları ana kadar düşmanla savaşırlar. Neticede Müslümanlar da düşman da döner. İki ordudan hiçbiri galip değildir. Öncü birlikler yok olup gitmişlerdir. Sonra Müslümanlar yine en öne ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini çıkarırlar. Aralarına, gece girip de çarpışmaya mani olana kadar bunlar da savaşırlar. Gece basınca İslam ordusu da düşman ordusu da geri çekilirler.

Her iki tarafın da öncü birlikleri yok olup gittikleri halde iki ordudan hiçbiri galip değildir. Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak ancak galibiyetle dönecek öncü birliğini çıkarır. Ordular akşama kadar harp ederler. Akşam olunca İslam ordusu ile düşman ordusu geri çekilirler. Öncü birlikleri yok olup gittiği halde iki taraftan hiçbiri galip değildir. Artık dördüncü gün olunca İslam ordusundan kalanları hücum ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ hezimeti düşman üzerine yazar.

Öyle muazzam bir savaş olur ki benzeri görülmemiştir. Bir kuş onların yanından uçsa, bir türlü onları geride bırakamaz. Nihayet ölü olarak yere düşer. Bir baba, yüz fert olan oğullarını harbe gönderir, nihayet onlardan sadece bir kişinin sağ kaldığını görür. Artık hangi ganimete sevinilsin, hangi miras taksim edilsin?

Onlar bu durumdayken daha büyük bir kötülük çıktığını duyarlar. Birisi onlara gelip; Deccal’in onların zürriyetleri içinde çıktığını, onlara halef olduğunu ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları, ellerindeki ganimetleri bırakırlar ve vatanlarına dönerler. On kişilik süvari grubunu öncü olarak gönderirler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ben o süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de bilmekteyim. Onlar, o zaman yeryüzündeki süvarilerin en hayırlılarıdır yahut en hayırlılarındandır.”

Müslim 2899

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Rumlar, A’mak yahut Dabık’a inmedikçe kıyamet kopmaz! Onların karşısına Medine’den, o gün, yeryüzü ahalisinin en hayırlılarından bir ordu çıkar. Rumlar:

−Bizimle bizden esir alanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım, derler. Müslümanlar:

−Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizinle kardeşlerimizin arasını asla boşaltmayız, derler. Onlarla savaşırlar. Müslümanların üçte biri hezimete uğrar, Allah onların tevbesini asla kabul etmez. Üçte biri öldürülür, onlar Allah katında şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de fethe devam eder ki onlar asla fitneye düşmezler. İstanbul’u fethederler. Onlar kılıçlarını zeytin ağacına asmış bir halde ganimetleri taksim ederken şeytan onların arasında sayha eder:

−Deccal ailelerinizin arasında çıkıp size halef olmuştur! der. Bu haber yalan olduğu halde onlar çıkarlar. Şam’a geldiklerinde Deccal zuhur eder. Onlar savaşa hazırlanıp safları düzeltirken namaza kamet yapılır.

Meryem oğlu İsa iner. Müslüman cemaate önderlik eder, hükmeder. Allah’ın düşmanı, onu gördüğü vakit tuzun suda erimesi gibi erir. Eğer İsa onu bıraksaydı kendi kendine helak olup gidene kadar eriyecekti. Lakin Allah Azze ve Celle onu İsa’nın eliyle öldürür de mızrağındaki kanı Müslümanlara gösterir.”

Müslim 2897

Bu hadiste geçen “İsa onlara önderlik eder, hükmeder” lafzı; Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın söylediği gibi ‘Rabbinizin Kitabı, Nebinizin Sünneti ile hükmeder’ manasınadır. Fakat Müslümanlar sarı ırk Rumlarla savaşmadan önce aralarında bir barış olur. Sonra Rumlar antlaşmayı bozup her sancağın altında on bin kişi diğer bir rivayette on iki bin kişi olduğu halde seksen sancak altında Müslümanlara karşı yürürler. İki grup arasında şiddetli savaşlar olur. Bu savaşta Müslümanlar Rumlara galip gelir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilir:

“Siz, Rumlarla emin bir şekilde barış yapacaksınız! Siz ve Rumlar arkanızdaki bir düşmanla beraberce savaşacaksınız! Zafer kazanacaksınız, ganimet elde edeceksiniz. Korktuğunuzdan emin olacaksınız. Sonra yığma tepeleri bulunan bir yere geleceksiniz. Sonra Hristiyanlardan bir adam haçı kaldırarak:

−Bugün haç galip geldi diyecek. Müslümanlardan bir adam ona kızacak ve haçı kıracak! Bunun üzerine Rumlar antlaşmayı bozacak ve Müslümanlarla savaşmak için toplanacaklar!”

Ebu Davud 4292

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Sizler, Rumlarla güvenilir bir sulh yapacaksınız! Siz ve onlar arkanızdaki bir düşmanla savaşacaksınız! Sonra zafer kazanıp, ganimet elde ederek tepeleri çok olan bir bölgeye geleceksiniz. Rumlardan bir adam ayağa kalkacak, haçı kaldırarak:

−Haç kazandı diyecek. Müslümanlardan bir adam ona doğru gidecek ve onu öldürecek! Bunun üzerine Rumlar antlaşmayı bozacak ve karışıklıklar olacak. Rumlar sizinle savaşmak için toplanacaklar. Her sancak altında on bin kişi olduğu halde seksen sancak altında size gelecekler!”

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Beni Esfer ile sizin aranızda barış antlaşması olacaktır! Sonra onlar antlaşmayı bozacaklar! Her bayrağın altında on iki bin kişilik kuvvet olduğu halde seksen sancak altında size savaşmak için gelecekler!”

İbni Mace 4095

Savaş gününde Müslümanların karargâhı Şam ve havalisi olacaktır.

Ebu Derdâ (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Rumlarla yapılacak savaş gününde Müslümanların karargâhı, Dimeşk denilen şehrin yanında Şam şehirlerinin hayırlılarından olan Belguta şehri olacaktır!”

Ebu Davud 4298

Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Büyük savaş gününde Müslümanların karargâhı el-Guta denilen arazidir. Orada Dimeşk denilen bir şehir bulunur. Orası Müslümanların konaklarının en hayırlısıdır!”

Hâkim 4/486, 8496

Orada Şam, Hicaz ve diğer İslam bölgelerinden Müslümanlar, düşmanlarıyla savaşmak üzere toplanırlar. Hiçbir şey onları birbirinden ayıramaz. Aksine onlar Allah’ın dini üzere toplanmışlardır, hatta Arap kabilelerinin amcaoğullarından Müslümanlar da savaşta kardeşlerine katılırlar.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Savaşlar vuku bulduğu vakit Allah Azze ve Celle mevaliden öyle ordular gönderir ki, atlar bakımından Arapların en kıymetlisi, silah bakımından en iyisi olup Allah, İslam dinini onlarla kuvvetlendirecektir!”

İbni Mace 4090

Allah-u Teâlâ’dan bu ümmetin işini düzenlemesini, bu ümmetten cahiliye adetlerini ve düşmanca ayrılığı kaldırmasını diliyoruz. Bu savaşın ardından Müslümanlar İstanbul’u fethederler. İstanbul’a ok atmadan, kılıç kullanmadan girerler. Bunun delili şu hadistir:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir tarafı denizde bir tarafı karada olan bir şehir (yani İstanbul’u) duydunuz mu?”

Sahabeler:

−Evet, ya Rasulallah! dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar, ok atmazlar. ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler şehrin diğer tarafı düşer. Sonra üçüncü defa ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler onlar için bir gedik açılır. Onlar da şehre girerek ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir de:

−‘Deccal çıkmıştır’ diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler.”

Müslim 2920

Abdurrahman Keylanî şöyle demiştir:

İstanbul’un savaşsız (yani kılıçsız ve oksuz) olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Konstantiniye’nin fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”

Tirmizi’nin şeyhi Mahmud bin Gaylan (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki:

“Konstantiniye, Rumların şehridir. Deccal zamanında fethedilecektir. Konstantiniye, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının bir kısmı zamanında fethedilmiştir.”

Tirmizi 2340

Doğrusu sahabe zamanında İstanbul fethedilmemiştir! Muaviye, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub el-Ensarî (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir. Ancak fetih başarılamamıştır. Sonra Mesleme bin Abdulmelik, İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescid yaptırmak üzere idarecilerle anlaşmıştır.

Ahmed bin Hanbel Müsned Şakir (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki:

“İstanbul’un yakın yahut uzak gelecekte fethedilmesi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek sahih fetihtir. Bu asırdan önceki Türk’lerin (Fatih Sultan Mehmed’in) fethine gelince bu en büyük fethe hazırlıktır.

Sonra İstanbul yine Müslümanların elinden çıkmıştır! Kafirlerin elinde sayılır! Hükümet gayri İslami dinsiz bir hükümet olduğunu iddia ettiğinden, din düşmanı kâfirlerle antlaşma yaptığından ve milletine putperest kanunlarıyla hükmettiğinden beri İstanbul Müslümanların elinden çıkmıştır. İnşallah Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği gibi İslami fetih geri dönecektir.

Nedeni ise Türk’ler orada yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu yeni kurulan devletin, İslami bir devlet değil de lâik bir devlet olduğunu açıklamışlardır! İslam düşmanı kafir devletlerle sözleşmeler imzalamışlar ve kendi çıkardıkları küfür kanunlarıyla hükmetmişlerdir! İnşallah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği İslami fetih orada gerçekleşecektir.”

Umdetu’t-Tefsir, Ahmed Şakir’in ihtisar ettiği İbni Kesir Tefsiri 2/256

Deccal’den Önce Müslümanların Fetihleri

Nafi bin Utbe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz bir gazvede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Derken batı tarafından bir kavim, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi. Üzerlerinde yün elbiseler vardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e taştan yapılmış yüksek bir tepenin yanında rast geldiler. Kendileri ayakta duruyor, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise oturuyordu. Nefsim bana:

−Git onlarla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arasında dur da ona bir suikast yapmasınlar, dedi. Sonra, ‘belki onlarla gizli bir şey konuşuyordur’ dedim. Müteakiben yanlarına gelip onlarla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arasında durdum. Orada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den dört kelime ezberledim. Onları daima elimde hazır tutuyorum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizler Arap yarımadasını fethetmek için savaş yapacaksınız, Allah onun fethini kolaylaştıracak. Sonra Fars diyarının fethi için savaşacaksınız, Allah onun da fethini kolaylaştıracak. Sonra Rumlarla savaşacaksınız, Allah onun da fethini müyesser kılacak. Sonra Deccal’le savaşacaksınız, Allah onun da zaferini muvaffak kılacaktır.”

Nafi bin Utbe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

‘Ey Cabir! Biz, Rumlara karşı zafer kazanılana kadar Deccal’in çıkacağını zannetmiyoruz!’

Müslim 2900/38

Rum beldelerinin bugün Avrupa olduğu ve kalbinin de İtalya olduğu malumdur. Muhakkak Allah Rasulü bize Hristiyanlığın ilk başkentleri Konstantiniye’yi fethettikten sonra bugünkü başkenti Roma’yı da fethedeceğimizi müjdelemiştir.

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Biz, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafında hadislerini yazıyorduk. Bir ara Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

−Hangi şehir önce fethedilir? Konstantiniye mi, Roma mı? diye soruldu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurarak cevap verdi:

−“Hırakl’in şehri önce fethedilir.”

Hâkim 4/508, 8550

- - - -

Kabir Azabı

Mutezile fırkasından olan sapıklar, Yasin Suresi 52. ayeti öne sürerek kabir azabını ve bu konu hakkında varid olan hadisleri inkar ediyorlar!

(1) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَانُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ﴾

“Dediler ki; Eyvah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı!? İşte Rahman’ın va’dettiği şey budur! Demek ki, Rasuller doğru söylemişler!”

Yasin Suresi 52

Onlar, kabir azabını, kendilerine vaad edilmiş olup korkuyla bekledikleri daha büyük bir azap olan cehennem azabına tercih edeceklerdir!

(2) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلٰى عَذَابٍ عَظِيمٍ

“Biz onlara iki defa azap edeceğiz! Sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir!”

Tevbe Suresi 101

İşte tehdit edilip durdukları bu büyük azap gelip çatınca, şöyle diyeceklerdir;

“Dediler ki; Eyvah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı!? İşte Rahman’ın va’dettiği şey budur! Demek ki, Rasuller doğru söylemişler!”

Yasin Suresi 52

Kabir Azabının Kur’an ve Sahih Sünnetten Delilleri!

(3) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَوَقَاهُ اللهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِ النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُٓوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ

“Bunun üzerine Allah onu, (Musa’yı) onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun’un ailesini, azabın en kötüsü kuşattı! Firavun’un ailesini, sabah ve akşam ateşe sunulurlar! (Yani kabirlerinde azap olunurlar!) Kıyametin koptuğu gün de; Firavun’un ailesini, azabın en şiddetli olanına sokunuz! (denilir!)”

Mü’min Suresi 45, 46

(4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kabir azabının çoğu idrar sebebiyledir!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/326, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 1213

(5) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Herhangi biriniz son teşehhüdü bitirdiği zaman dört şeyden:

1) Cehennem azabından,

2) Kabir azabından,

3) Hayat ve ölümün fitnelerinden ve

4) Deccal’in şerrinden, Allah’a sığınsın!”

Müslim 588/130, Nesei 1309, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 350

(6) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ediyordu:

اللَّهُـمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَعَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا، وَالْمَمَاتِ، وَشَرِّ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ

“Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben kabir azabından Sana sığınırım! Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben ateşin azabından da Sana sığınırım! Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben hayatın, ölümün ve Mesihi Deccal’in fitnesinden de Sana sığınırım!

Müslim 588/131, Buhari 1300, Ebu Avane 2/235, Ebu Davud 983, Nesei 1309, Darimi 1/310, İbni Mace 909, Beyhaki 2/154, İbni Huzeyme 721, İbni Hibban 1019, Ahmed bin Hanbel Müsned 7242

(7) Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ensardan bir adamın cenazesinin peşinden, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte kabre kadar gittik. Henüz daha kabri açılmamıştı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de kıbleye doğru oturdu, biz de Onun etrafında oturduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in elinde yere vurduğu bir değnek vardı. Bir göğe, bir yere bakmaya başladı. Gözlerini üç defa kaldırıp indirdi sonra iki ya da üç defa şöyle buyurdu:

“Kabir azabından Allah’a sığınınız! Kabir azabından Allah’a sığınınız! Kabir azabından Allah’a sığınınız!”

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç defa da şöyle buyurdu:

“Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben kabir azabından Sana sığınırım! Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben kabir azabından Sana sığınırım! Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, ben kabir azabından Sana sığınırım!”

Buhari 1/243, 3/1260, 1294, Müslim 905/11, 2870/70, Malik Muvatta 1/188, 189, İbni Hibban 3120, Ebu Davud 4753, Terğib ve Terhib 7/67, 77, Nesei 2059, 2075, İbni Mace 4269, 4271, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/287, 288, No: 17803, 18559 18733, 18815, Hâkim 1/37, 40, Tayalisi 753, Acurri eş-Şeria 367, 370, Albânî Ahkamu’l-Cenaiz 199, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 1676

(8) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Tebareke (yani Mülk) Suresi kabir azabına engeldir!”

Albânî Sahihu’l-Cami’’ 3643

(9) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki, bunlar azap olunuyorlar! Ama bununla beraber büyük bir günahtan dolayı azap olunmuyorlar! Onlardan biri koğuculuk/gıybet yapar, diğeri ise bevlinden/sidiğinden sakınmazdı!”

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaş bir hurma fidanı istedi. Buna müteakiben çubuğu ikiye bölerek bir parçasını birinin diğer parçasını da diğerinin üzerine dikti. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bunlar kurumadığı sürece (kabirde) azapları hafifletilir.”

İbnu’l-Carud 130, Buhari 346, Müslim 292/111, Ebu Davud 20, Nesei 31, Tirmizi 70, Darimi 1/188, İbni Mace 347, İbni Ebi Şeybe 1/252, İbni Hibban 3128, Begavi Mesabih 230, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/225

(10) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Eğer ölülerinizi gömmekten kaçınmayacağınızdan emin olsam, Allah’a kabir azabını size duyurması için dua ederdim!”

Müslim 2868/68, İbni Hibban 3/281, Nesei 4/102, İbni Ebi Şeybe 3/50, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/103, 11, 153

(11) Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerine namaz kıldırdı. Onun duasından şunları ezberledim şöyle buyurdu:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، وَارْحَمْهُ، وَعَافِهِ، وَاعْفُ عَنْهُ، وَأَكْرِمْ نُزُلَهُ، وَوَسِّعْ مُدْخَلَهُ، وَاغْسِلْهُ بِالْمَآءِ، وَالثَّلْجِ، وَالْبَرَدِ، وَنَقِّهِ مِنَ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْاَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَأَبْدِلْهُ دَارًا خَيْرًا مِنْ دَارِهِ، وَأَهْلاً خَيْرًا مِنْ أَهْلِهِ، وَزَوْجًا خَيْرًا مِنْ زَوْجِهِ، وَأَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ، وَأَعِذْهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ

“Ey Allah’ım! Ona mağfiret et. Ona merhamet et. Ona afiyet ver ve onu affet! Onun konaklayacağı yeri şerefli kıl, gireceği yeri genişlet, su, kar ve dolu ile onu yıka, onu günahlardan beyaz elbise kirlisinden ayrıldığı gibi ayır! Ona şimdiki yurdundan daha hayırlı bir yurt, ailesinden daha hayırlı bir aile, zevcesinden daha hayırlı bir eş ver! Onu cennete girdir ve onu kabir azabından ve cehennem ateşinin azabından koru!”

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bu duayı işitince keşke bu ölünün yerinde ben olsaydım diye temenni ettim.”

Müslim 963/85, Nesei 62, Tirmizi 1025, İbni Mace 1500, İbnu’l-Carud 538, Beyhaki 4/40, Tayalisi 999, Begavi 1395, Tabarani Mucemu’l-Kebir 18/76, İbni Hibban 3075, İbni Ebi Şeybe 3/176, Ahmed bin Hanbel Müsned 6/2328, Albânî Ahkâmu’l-Cenâiz 157

(12) Zeyd bin Erkam (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ben sizlere başkasından değil ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in söylediği gibi söylüyorum!

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle derdi:

اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ، وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ، وَالْبُخْلِ، وَالْهَرَمِ، وَعَذَابِ الْقَبْرِ

“Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki, ben acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılıktan ve kabir azabından Sana sığınırım!”

Müslim 2722/73, Buhari 14/6312

(13) El-Mikdam bin Ma’di Yekribe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Şehidin Allah’ın yanında altı tane özelliği vardır:

1) Kanının ilk damlası ile birlikte ona mağfiret edilir.

2) Cennetteki yeri ona gösterilir.

3) Kabir azabından korunur.

4) En büyük korkudan yana emin olur.

5) Onun başına vakar tacı giydirilir ki, o tacın bir yakutu, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır! Hurilerden yetmiş iki kız ile evlendirilir.

6) Akrabalarından yetmiş kişi hakkında şefaatçi yapılır.

Tirmizi 1712, İbni Mace 2799, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/131 No: 16730

(14) El-Mikdam bin Ma’di Yekribe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

Muhakkak ki, şehid için Allah’ın katında dokuz haslet vardır.

1) Allah, şehidin ilk dökülen kanında günahlarını bağışlar.

2) Cennetteki yeri kendisine gösterilir.

3) İman süsleriyle süslenir.

4) Kabir azabından korunur.

5) Hurilerle evlendirilir.

6) Büyük korkudan emin olur.

7) Başına vakar tacı konulur. Hepsi de dünya ve içindekilerden üstün olan yakuttandır.

8) Hurilerden yetmiş iki zevce ile evlendirilir.

9) Akrabalarından da yetmiş kişiye şefaat eder.

Abdurrezzak 5/265, Said bin Mansur 2562, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/131, Taberani 20/266, Taberani Müsnedu’s-Samiyyin 1120, İbni Ebi Asım el-Cihad 204, İbni Asakir Tarih 16/191

- -

Kıyamet Gününün İsimleri

Aziz ve Celil olan Allah Kur’an’da, ahiret gününü değişik isimler vererek çokça zikretmiş olup bu isimlerin her biri o gün meydana gelecek olaylara delalet etmektedir. Bunlardan bazıları:

(1) Yevmu’l-Ba’s. Yeniden dirilme günü. Rûm Suresi 56

(2) Yevmu’l-Kıyame. Ayağa kalkma günü. Zümer Suresi 60

(3) Saat. Buluşma vakti. En’am Suresi 31

(4) Yevmu’d-Din. Din günü. Fatiha Suresi 4

(5) Yevmu’l-Hisab. Hesap günü. Mü’min Suresi 27

(6) Yevmu’l-Feth. Fetih günü. Secde Suresi 29

(7) Yevmu’t-Telak. Kavuşma günü. Mü’min Suresi 15

(8) Yevmu’l-Cem. Toplama günü. Teğâbün Suresi 9

(9) Yevmu’t-Teğâbün. Zarar günü. Teğâbün Suresi 9

(10) Yevmu’l-Hulûd. Ebedilik günü. Kâf Suresi 34

(11) Yevmu’l-Hasret. Pişmanlık günü. Meryem Suresi 39

(12) Yevmu’l-Hurûc. Çıkış günü. Kâf Suresi 42

(13) Yevmu’t-Tenâd. Bağrışıp çağrışma günü. Mü’min Suresi 32

- -

Vatikanın Gizemli Çam Kozalağı

TANRININ ELİNDEKİ KOZALAK SEMBOLÜNÜN SIRRI

Katolik dünyasının kalbinde, Vatikan'daki Sistine Şapeli.

Papa'nın resmi ikametgahı

Şapelin tavanında ünlü İtalyan ressam Michelangelo'nun "Adem'in Yaratılışı" resmi yer alıyor.

Resimde Tevrat ve İncil'de sözü edildiği gibi Tanrı'nın ilk insan Adem'e hayat üflemesi betimlenir..

Michelangelo'nun çiziminde Tanrı ve melekleri özel bir bölümün içinde yer alır..

Hristiyan dünyasında bir kesim bu özel bölümün cennet olduğunu ileri sürer..

Bir kesim ise o bölümün bir insan beynini anlattığını savunur..

Gerçekten de çizim dikkatle incelendiğinde, Tanrı ve melekleri beynin kıvrımlarının tam ortasında, sanki epifiz bezinin içinden çıkıyormuş gibi görünür.

Beyinin sırları henüz tam çözülemedi..

Özellikle de "Epifiz bezi"nin..

Epifiz bezi, iki parçalı beynin tam merkezinde küçük ama işlevi çok büyük bir organ..

Tüm sinir sisteminizin en önemli parçası..

Ruhsal bir anten..

Uyuma, uyanma, zaman kavramı, canlıların anatomisini geceye gündüze, mevsimlere hazırlama görevi yapıyor.

Bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkiliyor.

Canlıların önsezi organı.

Bedenin adeta biolojik saati.

Zihnin gözü, aklın ışığı.

Bulunduğumuz ortamın karanlık ve aydınlık seviyesi değiştiğinde, vücut saatimizin gündüz, gece ritmini ayarlamakla sorumlu.

O yüzden bazı bilim insanları bu beze "3. Göz" diyor.

İnsanoğlu bu organ sayesinde yüksek bilinç seviyelerine erişebiliyor.

Epifiz bezi karanlıkta çalışıyor.

Melatonin ve serotonin hormonu salgılıyor.

Melatonin canlılarda büyümeyi sağlayan, yaşlanmayı geçiktiren bir hormon.

Özellikle kansere karşı koruyucu etkisi var.

Bu nedenle bir çok kanser hastasının karanlık odada yatması istenir.

Serotonin hormonu ise insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veriyor.

Eksikliğinde yorgun ve sıkılgan bir ruh hali oluşuyor..

Kısacası mercimek büyüklüğündeki bu "Epifiz Bezi" canlılarda kumanda merkezi görevi yapıyor..

Binlerce kilometre yol kaydeden göçmen kuşlar ve balıklar bu organla rotalarını çiziyor..

Bazı bilim adamları göre insanoğlu henüz epifiz bezini tam kullanamıyor..

Bu bezi tam kapasite kullanmayı başaranların önsezileriyle herşeyi görebileceği, hatta astral seyahat yapabilecekleri iddia ediliyor..

Decartes, insan ruhunun bu salgı bezinde “oturduğunu” iddia eder.

Epifiz Bezi'ne tıp dilinde "Pineal Gland" deniyor..

Kökü latince "Pinecone" yani "Çam Kozalağı"ndan geliyor..

Türkçesi kozalaksı, kozalak görünümlü..

Bu organ gerçekten de minik bir "Kozalak" biçiminde.

Tekrar Vatikan'a dönelim.

Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki Adem'in Yaratılış resminde Tanrı sanki beyindeki epifiz bezinden çıkmakta..

Kozalaksıdan yani.

Sistine Şapeli'nin hemen önündeki Vatikan Meydanında da dev bir "Kozalak" heykelinin olması düşündürücü.

Bununla kalsa iyi.

Papa'nın asasında da bir "Kozalak" figürü yer alıyor.

Kozalak hristiyanlıkta kutsal bir sembol.

İsa'nın "Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görürler" sözü acaba epifiz bezini mi anlatıyor?

Vatikan'daki bu kozalak geleneği yoksa bu sözden mi kaynaklanıyor?.

Ama "Kozalak" sembolü sadece hristiyan dünyasıyla sınırlı değil..

Antik uygarlıklarda da kutsal bir obje..

Sümerliler Tanrıları Anunnakiler'i ellerinde birer kozalakla betimlediler..

Antik Yunan'da Şarap Tanrısı Dionysos'un asasında tıpkı Papa'nınki gibi bir kozalak figürü vardı.

Mısır'ın ölümsüz yaşam tanrısı Osiris'in asasında olduğu gibi.

Uzak Doğu'da eski Buda heykellerinde mutlaka kozalak çizimi mevcut.

Hindistan'da bazı antik tapınakların kubbeleri kozalak biçiminde.

Kamboçya'dan Güney Amerika'ya, Romalılardan Olmecler'e tüm eski kültürler kozalak sembolüne büyük önem verdi.

Naziler'in sembollerinden biri olan Kartal'ın gövdesi kozalak şeklinde.

Hitler'in masasındaki mızrak figürlerinin ucunda birer kozalak var.

İslamda Allah'ın 99 ismini anlatan "Esmaül Hüsna" bazen metal kozalakların üzerine işlenir.

Günümüzde bilim çevreleri çoğu kez kadim dünyadan kalma efsaneleri hayal ürünü, safsata olarak görse bile, çoğu zaman bu efsanelerin bazılarının gerçek olduğu kanıtlanıyor.

Felsefi boyutu daha büyük bir tartışma ve iddia konusu olsa da bu kozalaksı epifiz bezi, yani ''Üçüncü Göz'', antik çağlardan beri bir sır.

Dede Korkut Hikayeleri'nde Tepegöz, Orta Asya mitlerinde Eğegöz, Yalgızgöz Roma-Yunan Mitolojisi'nde Kiklop gibi pek çok uygarlığın kültüründe görünen yaratıkların ortak özelliği alının ortasındaki gözdür.

O göz belki de kozalaksı Epifiz bezidir.

Mısır'ın güneş tanrısı Ra'nın herşeyi gören gözü gibi..

Belki de bir zamanlar Epifiz bezini tam kapasite kullanabilenler insanları yönetti..

Olamaz mı?.

Ama bu organın en büyük düşmanı belli: sodyum florür.

Tarihte toplama kamplarında, akıl hastanelerinde insanlara florür verilmiş olması tesadüf mü? Florür epifizi kireçlendiriyor, algıyı köreltiyor, ruhu itaatkâr hale getiriyor. Bugün bile içme suyunda, diş macununda, hazır gıdalarda bolca mevcut.

Kozalak sembolü Sümer’den Vatikan’a, Buda’dan Papa’ya, Nazilerden modern hayata kadar aynı şeyi anlatıyor.

İnsanın içindeki ışığı, üçüncü gözü…

Michelangelo’nun freskindeki Tanrı gerçekten cennetten mi çıkıyor, yoksa beynimizin derinliklerindeki o küçük kozalaktan mı?

Asıl soru da şu.

Biz bu gözümüzü açabilir miyiz, yoksa başkaları onu kapalı tutmak için her yolu denemeye devam mı edecek?

- -

James Cameron Sizi 1984'te Uyarmıştım Dinlemediniz

 James Cameron: “Sizi 1984'te uyarmıştım, ama dinlemediniz”

Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte olası riskler yeniden tartışılmaya başlanırken, Terminator filminin yönetmeni James Cameron, dikkat çeken bir açıklamada bulundu. Cameron, 1984 yılında vizyona giren The Terminator* filmine atıfta bulunarak:

Sizi 1984'te uyarmıştım, ama dinlemediniz.”ifadelerini kullandı.

Cameron'a göre yapay zekânın en büyük tehlikesi, teknolojinin silah sistemlerine entegre edilmesi ve insan denetiminin giderek azalmasıdır. Yönetmen, yapay zekâ alanında ülkeler arasında bir "nükleer silahlanma yarışına benzer" yarışın ortaya çıkabileceği konusunda da uyarıda bulundu.

1984 yapımı The Terminator* filminde, Skynet adlı yapay zekâ savunma sistemi bilinç kazanarak insanlığa karşı savaş başlatıyordu. Cameron'ın günümüzdeki açıklamaları, filmde ortaya koyduğu senaryonun sadece bilim kurgu değil, aynı zamanda teknolojinin kontrolsüz gelişimine yönelik bir uyarı niteliği taşıdığını gösteriyor. 

Kaynaklar

- NME, 20 Temmuz 2023: James Cameron says he warned the world of AI's rise in 1984. - Consequence, 19 Temmuz 2023: James Cameron on Threat of AI: “I Warned You in 1984 and You Didn't Listen”. - Newser, 22 Temmuz 2023: James Cameron on AI: “I Warned You Guys in 1984”. 

Not: Cameron'ın sözü gerçek bir açıklamaya dayanıyor; ancak bu ifade, yapay zekânın kesin olarak insanlığa karşı geleceğinin kanıtı değil, yönetmenin teknolojinin kontrolsüz ve askerî amaçlarla kullanılmasına yönelik endişelerini yansıtıyor.

- -

Ruth Kitabı ve Şavuot


"Şavuot'tan Ramazan'a kutsal kitapların rehberliğinde yaşamak"

Ehl-i Kitap (Baʿale ha-sefer) olmanın gereği, kutsal metni samimiyetle hayatın merkezine yerleştirmektir.

Öte yandan Ehl-i Kitap olmak kutsal metinleri okumayı olduğu kadar onları öğrenme, anlama, öğretme, yorumlama, tartışma, hafıza oluşturma ve sorumluluk bilinciyle şekillenen bir gayret ve birikimi de gerektirir.

İslam düşüncesinde bu süreç “taakkul” (akletme), “tedebbür” (derin düşünme) ve “tezekkür” (ibretle hatırlama) kavramlarıyla ifade edilir. 

Yahudi geleneğinde ise bu bağlamda “hohma” (hikmet/bilgelik), “bina” (anlama) ve “daat” (idrak/bilgi) kavramları öne çıkar.

Bu nedenle her iki gelenekte de kutsal kitaplarla ilişki pasif değil, canlı ve tefekküre dayalıdır.

- - -

Ashab-ı Sebt (Cumartesi Halkı) Ashabı Sebt Kıssası

Ashâb-ı Sebt, Mısır ile Medîne-i Münevvere arasında Kızıldeniz kenarında Medyen şehrinde yaşardı. Sayıları yetmiş bin kadardı. Bunlar, cumartesi günleri ibâdetten başka bir şey yapmazlardı. Çünkü cumartesi günü ibâdetin dışındaki işler onlara haram kılınmıştı.

Onlar avlanmamak üzere Dâvûd -aleyhisselâm-’a söz vermişlerdi.

Daha sonra şeytan, kendilerine vesvese vererek:

“Siz avlamaktan değil, yemekten menedildiniz!” dedi.

Hikmet-i ilâhî olarak cumartesi günleri balıklar çoğalır, diğer günler azalırdı. Bu sebeple şeytanın fısıltısı bazılarına çok câzip geldi. Bu hususta Medyen halkı üç kısma ayrıldı:

Kısım; Allâh’ın emrine muhâlefet ederek balık tuttular. Hem yiyip, hem de sattılar. Bunlar cumartesi günü ağ atarlar, pazar günü de çekerlerdi.

Kısım; balık avlama günâhına girmediler, fakat emr-i ilâhîye uymayanlara da karşı çıkmadılar. Yâni ilâhî emrin çiğnenmesi karşısında sessiz kalıp herhangi bir îkaz ve nasihatte bulunmadılar.

Kısım ise; hem ilâhî nehye riâyet ettiler, hem de cumartesi günü yasağını çiğneyenlere îkaz ve nasihatte bulundular. Sükût edenlere de susmakla doğru yapmadıklarını söylediler. Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker vazîfesini yerine getirdiler.

Sükût edenler, kendilerini îkaz edenlere:

“Helâk olacak kavme niçin vaaz edip kendinizi yoruyorsunuz? Emeğinize yazık!” derlerdi.

Emr-i bi’l-ma’rûfta bulunanlar da:

“Biz, Cenâb-ı Hakk’ın huzûrunda mes’ûl olmamak, mâzûr olmak için böyle yapıyoruz!” diye cevap verirlerdi.

Daha sonra bunlar, diğerlerine gelecek olan musîbet kendilerine de gelmesin diye onlarla aralarına bir duvar çektiler. Duvarın arkasındaki sesler kesilince, bir de baktılar ki, bir gecede hepsi birden maymuna dönmüşler!.. İlâhî hükmü dikkate almadıkları için böyle bir cezâya dûçâr olan bedbahtlar, Allâh’ın emrine itaat ettikleri için bu azaptan kurtulan akrabalarının yanında bir müddet mahzun mahzun gezdiler. Üç gün sonra da, maymun şekline girmiş olan âsîlerin hepsi öldü.

İmâm Begavî’nin Meâlimü’t-Tenzîl adlı eserinde:

“Avlanmayan, lâkin avlayanlara da herhangi bir îkaz ve nehiyde bulunmayıp susanlar da, onlarla birlikte maymunlar hâline geldiler.” denilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus şöyle ifâde buyrulur:

“Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor! Hani onlar, cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi günü, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi; cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece Biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihân ediyorduk.” (el-A’râf, 163)

“İçlerinden bir topluluk:

«–Allâh’ın helâk edeceği, yâhut şiddetli bir şekilde azâb edeceği bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?» dedi.

(Nasihat edenler) dediler ki:

«–Rabbimize beyân edecek mâzeretimiz olsun diye, bir de (belki) sakınırlar ümîdiyle (nasihatte bulunuyoruz)».” (el-A’râf, 164)

“Onlar, kendilerine yapılan îkazları unutunca, Biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azâb ile yakaladık. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince, onlara: «Aşağılık maymunlar olun!» dedik.” (el-A’râf, 165-166)

Cenâb-ı Hak, daha sonraki nesillere, bu hâdiseyi hatırlatarak şu şekilde îkaz buyurmaktadır:

“(Ey İsrâîloğulları!) İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine, «Aşağılık maymunlar olun!» dediklerimizi elbette bilmektesiniz.” (el-Bakara, 65)

“İşte bu kıssayı, o zaman hazır olanlara ve sonradan gelenlere ibret verici bir cezâ, muttakîler için de bir nasihat kıldık.” (el-Bakara, 66)

Eyle ahâlîsi cumartesi günü Allâh’ın emirlerinden çıkıp nefislerine zulmettikleri zaman Dâvûd -aleyhisselâm- onlara lânet etmiş, onlar da maymunlara dönmüşlerdir. (Elmalılı H. Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, III, 1786)

Bu hâdisenin, Dâvûd -aleyhisselâm- zamanında meydana geldiğine şu âyet-i kerîme de işâret etmektedir:

“İsrâîloğulları’ndan inkâr edenler, hem Dâvûd’un, hem de Meryem oğlu Îsâ’nın diliyle lânetlendiler!..” (el-Mâide, 78)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi-3, Erkam Yayınları

- -

Size Sesleniyorum Evinde Ölü Bulunanların Sayısı Artacak

Ruhlarımızın üzerini kaplayan o toz pembe tülü çekip çıkarmanın zamanı geldi.

Çünkü dışarıda, o süslü sosyal medya vitrinlerinin ve parlak ekranların arkasında, insanlık tarihinin en sessiz ama en dehşet verici salgını yayılıyor.

Yalnızlık. 

Japonların bu feci manzaraya koyduğu çok ağır bir kavram var.

Kodokushi.

Yani "Yalnız Ölüm"...

Kimsenin haberi olmadan, tek başına, bir odanın soğuk köşesinde hayatın sona ermesi ve cansız bedenin günler sonra bulunması.

Japonya bu dramı uzun süre bir "yaşlılık meselesi" olarak tartıştı.

Fakat bizim kapımıza dayanan kabus çok daha karanlık ve çirkin.

Artık pırıl pırıl gençlerin, hayatının baharındaki insanların, yüz binlerce takipçisi olan popüler figürlerin bile evlerinde cansız bedenleri bulunuyor.

Ve sanırım en can yakan kısmı, kimse günlerce onların yokluğunu bile hissetmiyor.

Oyuncu Serhat Kılıç’ın evinde iki gün boyunca ölü kalması ve kimsenin bunu fark etmemiş olması, modern dünyanın suratına inen ağır bir tokat oldu.

Merhuma Allah’tan rahmet dileyelim.

Fakat onun bu sessiz gidişinin bizlere tuttuğu o karanlık aynaya bakmaktan kaçmayalım.

Bundan sonra gazetelerde, sosyal medyada "evinde ölü bulundu" haberlerini çok daha sık okuyacaksınız.

Biyolojik yaşları genç ama ruhları çoktan toprağa girmiş insanların haberleri olacak bunlar.

Buna alışsanız iyi olur.

Çünkü bu felaketi adım adım, kendi ellerinizle inşa ettiniz.

Sizi öyle bir tuzağa düşürdüler ki, kendi rızanızla girdiniz o kafese.

Kapitalizmin pazarladığı "sen her şeyin en iyisine layıksın", "kimse senden değerli değil" zırvalıklarına gözünüz kapalı kandınız.

Kendinizi evrenin merkezine koyup etrafınızdaki herkesi değersiz ve harcanabilir zannettiniz.

Ezberletilmiş üç-beş kişisel gelişim sloganını hayat felsefesi yapıp, katıksız bir bencilliği "kendine değer vermek" diye yutturdunuz.

Ekranların size sunduğu o sahte "sonsuz seçenek" illüzyonu yüzünden hiç kimseye emek harcamadınız. 

Bir tık ötede hep "daha iyisi" var zannettiniz.

Oysa bir tık ötede sadece daha büyük bir boşluk ve sahtelik vardı.

Gerçek sevgiyi, aşkı, sadakati ve evliliği çocuk oyuncağına çevirdiniz.

İncir çekirdeğini doldurmayacak sebepler yüzünden, en ufak bir anlaşmazlıkta zerre kadar sabır ve çaba göstermeden kapıyı çarpıp çıktınız.

Yanlış anladığınız öğretiler ve devasa egolarınız yüzünden, ömrünüz boyunca yanınızda dağ gibi duracak insanları bir hiç uğruna harcadınız.

Kendinizi geliştirdiğinizi sandınız ama sadece duygusal olarak nasırlaştınız.

Paylaşmayı, fedakarlığı, bir başkasının yüküne omuz vermeyi "zayıflık" olarak gördünüz.

Oyuna geldiniz. 

Tuzağa düştünüz. 

Sizi sürekli tükettiren, birbirinize düşüren ve en nihayetinde dört duvar arasına hapseden o büyük sisteme kendi ayaklarınızla yürüdünüz.

Şimdi binlerce "takipçiniz", yüzlerce "arkadaşınız" var ama kapınızı çalacak, yokluğunuzu anında anlayacak tek bir dostunuz yok.

O şaşaalı hayatlarınızın, içi boş özgüveninizin ve kibrinizin son durağı bir odada tek başına unutulmak oldu, olacak, oluyor. 

Bu geleceği siz istediniz.

Kendi ellerinizle hazırladığınız bu soğuk yalnızlığa şimdi iyi bakın.

Çünkü manşetlerde okuduğunuz her haber, aslında kendi geleceğinizin ilanıdır.

Bu Yazı facebook Sayfasından Alıntı Yapılmıştır Okumak İsteyen Linke Tıklayabilir