İnsan Neden Her Şeye Sahip Olduğu Hâlde Huzursuzdur
Şeyh Muhammed Nâzım el-Hakkânî Hazretleri, insanın neden bu dünyada gerçek huzuru bulamadığını ve mülk âleminden melekût âlemine nasıl yükselebileceğini eşsiz misallerle anlatıyor.
İnsan neden her şeye sahip olduğu hâlde huzursuzdur? Ruhumuzun aslî vatanı neresidir? Peygamberler ve Allah dostları insanlığa hangi büyük hikmet için gönderilmiştir?
Bu kıymetli sohbette Şeyh Muhammed Nâzım el-Hakkânî Hazretleri; insanın çektiği ıstırabın, henüz yaratılışındaki kemâle ulaşamamasından kaynaklandığını anlatıyor. Ay, dolunay hâline gelinceye kadar nasıl ilerliyorsa; insan da ruhuyla bedeni arasında tam bir ittifak meydana gelinceye, yaratılış hikmetine erişinceye kadar huzur aramaya devam eder.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin Mesnevî-i Şerîf’te anlattığı ney misali, insan ruhunun dünyadaki hâlini gözler önüne seriyor. Ney, aslî vatanı olan kamışlıktan ayrıldığı için feryat eder. İnsan ruhu da melekût âleminden bu mülk âlemine geldiği için, farkında olsa da olmasa da kendi yurduna dönmenin iştiyakını taşır.
Şeyh Efendi Hazretleri bu hakikati şöyle açıklıyor: Ruhanî hastalığa dünya nimetleri çare olamaz. Mal, makam, servet, aile, seyahat ve maddî zevkler; ruhu hasta olan insana gerçek teselli veremez. Çünkü ruhanî hastalığın tedavisi de ruhanî olmak zorundadır.
Mülkten melekûta yapılan bu mânevî yolculuk ise insanın kendi başına gerçekleştirebileceği bir yolculuk değildir. Nasıl ki bir tayyare olmadan binlerce metre yüksekliğe çıkılamaz, büyük bir gemi kılavuzsuz tehlikeli sulardan geçirilemezse; insan da peygamberlerin ve onların mânevî vârisleri olan Allah dostlarının rehberliği olmadan melekût âlemine yükselemez.
Peygamberlerin, ashâb-ı kirâmın ve evliyâullahın gönderilişindeki büyük hikmet; insanı ayrıldığı mânevî âleme yeniden kavuşturmak, ruhunu aslî vatanına yöneltmek ve onu korku, telaş, gam ve ıstıraptan kurtaracak yolu göstermektir
