Hıristiyanlık ve Şirk
İsa Aleyhisselâm göğe yükseltildikten sonra Havârîler İsa Aleyhisselâm’ın vasiyeti üzerine dinini yaymaya çalıştılar. İnananlar hayli çoğaldı. Fakat zamanla hıristiyanlar da İsrâiloğulları gibi yoldan çıktılar, tefrikaya düştüler.
Hıristiyanlardan bir kısmı İsa Aleyhisselâm’a “İlâh” dediler, bir kısmı: “İlâhın oğludur.” fikrine saplandılar, bir başka fırka da: “Üçten biridir.” demişlerdi.
Hakikat Kur’an-ı kerim’in bildirdiği gibidir. Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm hakkında gerçek dışı beyan ve inançlarda ısrar eden ehl-i kitab’ın bu müfrit telâkkilerini reddeder, hıristiyanların Allah’ı bırakıp İsa Aleyhisselâm’a tapacak kadar onun hakkında aşırı tâzimde bulunmak suretiyle düştükleri sapıklıkları anlatarak şöyle buyurur:
“Ey ehl-i kitap! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın, üçtür demeyin. Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter!” (Nisâ: 171)
Buna karşı Ey hıristiyanlar! “Mesih nasıl kul olur?” demeyiniz.
“Mesih de, Allah’a yaklaştırılmış mukarreb melekler de, Allah’a kul olmaktan aslâ çekinmezler.” (Nisâ: 172)
Bunu kendileri için büyük bir şeref telâkki ederler.
“Kim O’na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki O, hepsini huzuruna toplayacaktır.” (Nisâ: 172)
Allah-u Teâlâ’ya ibadetten, taatten geri durdukları ve O’na karşı büyüklendikleri için onları cezalandıracaktır.
Bir Âyet-i kerime’sinde ise şöyle buyurur:
“O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrâiloğulları’na numune kıldığımız bir kuldur. Eğer dileseydik, yeryüzünde sizden sonra yerinize geçecek melekler yaratırdık.” (Zuhruf: 59-60)
İsa Aleyhisselâm bir beşerdir, insanlara hidayet yolunu göstermek için Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Peygamberlik vazifesi ise halkı Allah’ın birliğine ve yalnız O’na kulluk yapmaya dâvet etmekten ibarettir.
Allah-u Teâlâ hıristiyanların ona ve annesine ulûhiyet isnat etmelerini gözle görülür bir delil ile çürütmekte, onları vicdanları ile başbaşa bırakarak, hakikati araştırmakla aydınlatılmaları için şöyle buyurmaktadır:
“Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak! Onlara delilleri nasıl açıklıyoruz? Sonra da bak ki, nasıl yüz çeviriyorlar?” (Mâide: 75)
Bu gerçek gündüzün ortasındaki güneşten daha açık olmasına rağmen görmek istemiyorlar.
Kur’an-ı kerim’de Allah-u Teâlâ’nın çocuğu olmaktan münezzeh olduğuna dâir beyanlar sık sık ifade buyurulmaktadır:
“‘Allah çocuk edindi.’ dediler. Hâşâ! O yücedir! Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmişlerdir.” (Bakara: 116)
“Elinizde O’nun çocuk edindiğine dâir hiçbir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
De ki: Allah’a karşı yalan uyduranlar aslâ iflâh olmazlar.” (Yunus: 69)
“Bak! Nasıl da Allah’a yalan yere iftira ediyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter!” (Nisâ: 50)
Bundan başka hiçbir günahları olmasa bile, bu iftiraları onların hepsini gölgede bırakan büyük bir günah olur.
“O hiçbir çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, mukadderatını tayin etmiştir.” (Furkân: 2)
“‘Rahman çocuk edindi.’ dediler.
Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Rahman olan Allah’a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti.” (Meryem: 88-91)
Kâinat bütünüyle, Allah-u Teâlâ’ya karşı söylenen bu sözlerden dolayı öfkeye kapılıyor. O’nun celâline hürmetlerinden dolayı bu şekilde olacak noktaya geliyor. Çünkü bütün bunlar Allah-u Teâlâ’yı tevhid etme, birleme esası üzerine yaratılmışlardır.
“Halbuki Rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 92)
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde hıristiyanların İsa Aleyhisselâm hakkındaki bâtıl inançlarını anlatarak şöyle buyurmaktadır:
“‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih onlara demişti ki: ‘Ey İsrailoğulları! Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.’
Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler de kâfir olmuşlardır. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere çok acıklı bir azap dokunacaktır.” (Mâide: 72-73)
Her ne surette olursa olsun İsa Aleyhisselâm’a uluhiyet isnad edenler kâfirdir.
“Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür!” (Mâide: 80)
Bu inançlarının, bu sapıklıklarının vahim neticelerini ahirette elbette göreceklerdir.
Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’a ehl-i kitabı tevhide, birliğe dâvet etmesini emir buyurmuştur:
“İşte bundan ötürü sen onları (tevhide, birliğe) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma. Ve de ki: ‘Allah’ın indirdiği Kitap’a inandım, aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de Rabb’imiz sizin de Rabb’inizdir. Bizim işlediklerimiz bize sizin işledikleriniz size âittir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar. Dönüş de ancak O’nadır.’” (Şûrâ: 15)
Eğer bu daveti kabul etmezlerse kendileri bilirler. Aramızda tartışacak bir şey yoktur ve o toplanma gününde hakikat gün gibi ortaya çıktığında haliniz nice olur.
