Firavun İçin Gök ve Yer Onların Ardından Ağlamadı
Bugün Kur'ân'ın en sağlam ve inkâr edilemez mucizelerinden biri olan hiyeroglif mucizesini inceleyeceğiz.
Firavun'a ağıtı anlatan hiyeroglif metinlerinde şöyle yazmaktadır;
İngilizce Metin:
"The regions mourn for you, inasmuch as you are He-who-awakes-in-health ;
Heaven and earth weep for you, inasmuch as you are greater than the gods ; "
Türkçe Metin ise şöyledir:
"Diyarlar senin için yas tutar, sen sıhhatle uyanan olduğun için,
Tanrılardan daha büyük olduğun için gökler ve yer senin için ağlar."
Kur'ân'da (Duhan Suresinde) ise Firavunun akıbeti anlatıldıktan hemen sonra şöyle buyrulmaktadır;
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟
"Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi."(Duhân 29)
Mısır hiyerogliflerinde geçen bu metin 1798'de, Napolyon'un Mısır seferi esnasında, Rosetta taşı bulunmadan önce okunabilir değildi.
Rosetta taşının üzerinde on dört satır hiyeroglif yazısı, otuz iki satır Demotik yazı, elli üç satır da Antik Yunan yazısı bulunmaktadır. Böylece Mısır halkı ile Mısır asilleri ve Yunanlılar, bu antlaşmayı rahatlıkla okuyabilmişlerdir.
(Üstte Mısır hiyeroglif yazısı, ortada Demotik yazı, altta Antik Yunanca yazısı)
Hiyeroglifte geçen Firavun'a ağıt metninin yazılı olduğu dil, bu taş sayesinde çözülebilmiştir. Yani bu metin 19. yüzyıl başından önce okunabilir durumda değildi.
Mısır yazıları çözülmeden önce arkeologlar, hiyerogliflerin, Mısır'ın Tufan'dan önceki yaşamına ait şekiller olduğunu düşünürlerdi. Yani bir dil olduğu bile bilinmiyordu. Sadece şekiller ve semboller olduğu sanılıyordu. İşte bu delil, Kur'ân'ın en parlak mucizelerinden biridir.
Duhan Suresi, Ayet 29: "Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi."
Ayetin Açıklaması:
Ayette geçen "Ne gök ağladı ne de yer" ifadesi mecazîdir; kendilerini bir şey zanneden, başkalarını aşağılayan, kendilerinin içinde bulunmadığı bir dünya tasavvur edemeyen Firavun ve yandaşlarının hiç de önemli kimseler olmadığı anlatılmaktadır. (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu: IV/684.)
Burada bir kaç açıklama tarzı vardır:
1. Vahidî'nin Basıt'te dediği üzere Enes b. Malik (r.a.) rivayet etmiştir ki Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Hiçbir kul yoktur ki gökte ona iki kapı olmasın, bir kapıdan rızkı çıkar, bir kapıdan da ameli girer, o öldüğü zaman onu kaybederler ve ona ağlarlar, böyle buyurup bu âyeti okudu.
Buyurdu ki: Çünkü bunlar yeryüzünde salih bir amel yapmamışlardı ki yer ağlasın, göğe de ne salih bir amelleri ne de hoş bir sözleri çıkmamıştı ki gök ağlasın. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşü budur." (Tirmizi, Tefsiru sureti 44/2; Fahrur Razi, XXVII, 247-248)
2. Gök ehli "göktekiler" ve yer ehli "yerdekiler" takdirindedir. Yani ne melekler ağladı, ne müminler, tam tersine onların ölmesi ile sevindiler.
3. Büyük bir adam vefat ettiği zaman "Cihan ağladı, yer gök ağladı" gibi deyimlerle musibetin büyüklüğünü anlatmak için abartmak âdettir. Keşşaf sahibi Hz. Peygamber (s.a.v.)'den nakleder ki şöyle buyurmuştur:
"Herhangi bir mümin ağlayıcıları bulunmayan bir gurbette ölürse, herhalde ona yer ve gök ağlar." (Zemahşeri, Keşşaf, III, 504)
Cerir de bir beytinde şöyle demiştir:
"Güneş doğmaktadır tutulmuş değil,
Sana gecenin yıldızlarıyla ay ağlıyor."
Bir de bunda onları alaya almaya benzer bir aşağılama vardır. Yani onlar kendilerini öyle büyük sayıyorlardı, ölecek olsalar kendilerine dünyaların ağlaması gerekir, oysa hiç de öyle olmadı, tam aksine bütün alemler sevindi. (bk. Elmalılı Tefsiri)

