Pazar, Temmuz 12, 2026

Dyatlov Geçidi Vakası

 

Dağcılığın tarihi, kuşkusuz aynı zamanda dağcılık kazalarının hatta felaketlerinin de tarihidir. Her biri kendi içinde birer trajedi olan bu kazaların/felaketlerin tartışmasız en çok konuşulanı, üzerinde en fazla spekülasyon yapılanı ve gündemden düşmeyeni 2 şubat 1959 yılında yaşanan 

Dyatlov geçidi faciasıdır. Dokuz dağcının hayatına mal olan bu kaza 60 yıldan uzun süredir konuşulmaya ve üzerine teoriler üretilmeye devam etmektedir. Bu yazıda da önce yaşananlar, ardından teoriler kısaca anlatılacak ardından kişisel yorumuma yer verilecektir.

Çoğunluğunu Ural Politeknik Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu yine çoğu profesyonel 10 dağcı/tur kayakçısı 23 ocak 1959’da (sömestr tatiline denk gelen bir zaman) Ural dağlarında 3 hafta sürecek yürüyüş/tırmanış/kayak şeklinde miks bir faaliyet için yola çıktılar. Liderliğini Igor Dyatlov’un yaptığı ekip şu kişilerden oluşuyordu. 

İgor Dyatlov (23), 

Yuri Yudin (22), 

Georgi Krivonischenko (24) 

Yuri Doroshenko (24),

 Zina Kolmogorova (22), 

Rüstem Slobodin (23), 

Nicolas Thibeaux-Brignollel 

(24), Ludmila Dubinina (21), 

Alexander Kolevatov (25) 

ve Alexander (Semyon) Zolotaryov (37).

Özellikle ağır kış şartları nedeniyle yürüyüş oldukça zordu. O devirdeki en yüksek kategori olan III. Zorluk Derecesindeydi. Bölgede Şubat ayında sıcaklık eksi 40 santigrat dereceye kadar düşüyordu. Gençler bu kadar zorlu bir mevsimi isteyerek seçmemişti. 

Okul tatilleri bu döneme denk gelmişti. Ancak gene de bir sorun yoktu. Çünkü tüm ekip üyeleri buna benzer yürüyüşleri defalarca yapmış, deneyimli dağcılardı

Dağcı grubu tırmanışa hazırlanmak için 25 Ocak 1959 tarihinde Ivdel’e varmışlardır. Buradan ise, otobüs ile Vizhai’ye devam etmişlerdir. Ekibin üyelerinden 

Yuri Yudin, Vizhai’de ayağını burkarak yolculuğunu sonlandırmış devam edememiştir. Ekip ikisi kadın toplam dokuz kişi olarak yola devam etmiştir. Yaptıkları planlamaya göre 12 Şubat’ta faaliyeti tamamlayarak geri dönecek ve aynı gün üniversitenin dağcılık kulübüne telgraf çekerek döndüklerini bildireceklerdi.Araç Kazaları

Ancak 12 Şubat’ta beklenen telgraf gelmedi. Ama bu durum başta kimseyi endişelendirmedi. Çünkü böylesine ağır kış şartlarında yapılacak böyle zorlu bir faaliyette (Urallardaki Otorten dağlarında 350 km’lik kamp yüklü ve kayaklı bir kış yürüyüşü) birkaç gün gecikme olması çok normaldi. 

Fakat 20 Şubat tarihinde endişeler artınca arama kurtarma faaliyetlerine başlandı. İlk başta yine öğrenci arkadaşlarından ve gönüllülerden oluşan ekiplere daha sonra polis ve ordu da katıldı. Arama ekipleri 26 Şubat’ta zirvenin 300 metre kadar altındaki bir yamaçta grubun çadırına ulaştılar.  

Çadır terk edilmiş ve parçalanarak kullanılamaz hale gelmiş halde bulundu.  

Çadırı bulan Mihail Şaravin,  çadırın parçalandığını ve karla kaplı olduğunu, fakat grubun eşyalarını ve ayakkabılarını burada bıraktığını belirtti. Araştırmacılar ise sonrasında çadır üzerinde yaptıkları araştırmalarda, çadırın içeriden yırtıldığını teyit ettiler. 

Ekiptekiler tüm malzemelerini, sırt çantalarını, fotoğraf makinelerini, cüzdanlarını, günlüklerini, kıyafetlerini ve ayakkabılarını da arkalarında bırakarak, gece karanlığında ve eksi 25 santigrat derecede soğukta, çırılçıplak kendilerini dışarı atmışlardı. Üstelik bunu çadırı yırtarak çıkacak seviyede, büyük bir panik halinde yapmışlardı.

Çadırın etrafındaki ayak izlerinden (bunların bazısı çıplak ayak, bazısı sadece çorap ve bazısı da tek ayakkabılıydı) yola çıkan arama ekipleri kamptan 1500 metre ileride bulunan bir sedir ağacının dibinde dağcılardan Yuri Krivonişenko ve Yuri Doroşenko’nun cansız bedenlerine ulaştılar. 

İkili sedir ağacının dallarını toplayarak ateş yakmış ve ısınmaya çalışmışlardı. Dağcıların üzerlerindeki elbiseler alınmıştı. Daha sonra anlaşıldı ki sağ kalan dağcılar arkadaşlarına ulaştıklarında ölmüş olduklarını görerek onların giysilerini giymişlerdi. 

Devam eden arama çalışmaları sonucunda ekipler sedir ağacı ile kamp arasında üç ceset daha buldular. İgor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin. Araştırmacılar birbirlerinden 150 metre uzaklık bulunan bu gençlerin kampa giderken öldüklerini düşünüyor. Cesetler ağaçtan sırasıyla 300, 480 ve 630 metre uzaklıkta bulunuyor. 

Böylece bulunan ceset sayısı 5 oldu. Tüm bu cesetler, çadırın bulunduğu nokta ile ilk 2 cesedin bulunduğu sedir ağacı hattı üzerinde aralıklarla dizilmişlerdi. Cesetler arası mesafe yaklaşık 150‘şer metre kadardı. Hiç birinde de bir darp izi görünmüyordu. Son 3 cesedin başları çadır istikametinde olup, tırmanarak çadıra geri dönmeye çalıştıkları anlaşılıyordu.

Diğer 4 dağcının cansız bedenlerine ulaşılabilmesi için ise 2 aydan daha fazla bir süre beklemek gerekti. Karların biraz erimesiyle birlikte 4 Mayıs’ta sedir ağacından 75 metre uzaklıkta dört dağcının daha cesetleri bulundu. Bu keşifle birlikte dağcıların, arkadaşları öldükten sonra elbiselerini giydikleri kanıtlanmıştı çünkü bulunduklarında 

Zolotaryov, Dubinnia’nın kürklü montunu ve şapkasını, Dubinina ise ayağına Krovinişenko’nun yün pantolonunu giymişti. Cesetler, 4 metre karın altında,  nehir yatağına doğru yaklaşık 4 metrelik ufak bir uçurumun dibindeydiler

Bulunan ilk beş cesedin, Yuri Krivonişenko, Yuri Doroşenko, Igor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin'in  hipotermi sonucu öldüğü belirtildi. Slobodin'in kafatasında bir kırık buluyordu.  Araştırmacılar bu kırığın onu bayıltacak, ama öldürmeyecek bir hasara yol açtığını not düştüler. 

Slobodin'in muhtemelen nereden geldiği belirsiz darbeyi aldıktan sonra bayıldığı ve donarak öldüğü belirtiliyor. Sonraki dört ceset ise anlaşıldığı kadarıyla travmatik şekilde ölmüşlerdi. Thibeaux-Brignollel’ın kafatası kırılmıştı.  Dubinina ve Zolotarev’in kaburga kemikleri kırıktı ve Dubinina’nın dili, gözleri ve dudağı yoktu. 

Dört cesedin giysileri (2 pantolon ve bir hırka) üzerinde yapılan araştırmada normalinden yüksek oranda radyasyona rastlandı

Yorum Yap