Perşembe, Temmuz 16, 2026

Ashâb-ı Kehf’in 2700 Yıllık Sırrı

 


"İbni Merdüye, tefsirinde İbni Abbas hadisini merfu olarak tahric etti. O şöyle dedi:

"Ashabı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır."

İmam Ebu İshak Sa’lebî Kur'an tefsirinin Ehl-i Kehf Kıssasını anlatırken diyor ki:

"Mehdi çıktığı zaman, Ehl-i Kehf'e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi'nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar."(1)

Hz. Huzeyfe’den rivayet edildiğine göre; Resulullah Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

"Mehdi zuhur edinceye kadar ümmetim haşrolunmaz. Allah (cc) ona üç bin melek ile yardım edecektir. Ashab-ı Kehf de onunla beraber bulunup kendisinin yardımcılarından olacaklar."

İmam-ı Süyûtî diyor ki:

"Ashab-ı Kehf'in uykusunun bu zamana kadar te’hirinin sebebi, Allah'ın onlara bir ihsanıdır. Çünkü onlar Mehdi'ye yardımcı olacak ve böylece ümmeti Muhammed'e dâhil olma şerefi kazanacaklardır."(2)

Bu gibi hadisler, müteşabihtir yani mânâsı açık olmayıp, te’vil ve tabir ister, zahirine bakıp anlamak hem zordur hem de doğru değildir. Bu yüzden, muhaddisler ve ehli tarafından te’vil edilmeleri gerekiyor.

Bizim bu hadislerden, Risale-i Nurların bereketi ve feyzi ile anladığımız mânâ şudur: Ashab-ı Kehf nasıl kendi döneminin zalim ve kâfir kralının zulmünden ve baskısından kurtulmak ve dinlerini rahat bir şekilde yaşayabilmek için mağaralara sığınmışlarsa; aynı şekilde deccalın döneminde de benzer belki daha şiddetli bir baskı ve zulümden dolayı, 

Mehdi ve talebeleri gizli dershaneler ve “sırrentenevveret” tarzı ile iman ve Kur’an’a hizmet edecekler. Bir nevi Ashab-ı Kehf’in usulü ile iman ve Kur’an’a hizmet edecekler demektir. Yoksa o yedi uyuyan gencin yeniden dirilip gelmesi demek, değildir.

"Sizden kim Deccal'e yetişirse Kehf Suresi'nin evvelini onun üzerine okusun, bu surenin sonu Deccalin fitnesinden kurtuluşunuzdur."(3)

Ma’den b. Ebu Talha'dan rivayet edilmiştir:

"Kim Kehf Suresi'nin evvelinden on ayeti ezberlerse Deccal'in fitnesinden emin olur."

Ebu Davud dedi ki:

"Düştu Vaide, Katade'den böyle nakletti, ancak o şöyle dedi:

'Kim Kehf Suresi'nin sonlarından on ayet ezberlerse', Şube ise Katade'den rivayetinde, 'Kehf suresinin ahirinden' dedi."(4)

Ebu Derda'dan rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem (a.s.m.) buyurdu ki:

"Her kim Kehf Sûresinin başından üç ayet okursa Deccal fitnesinden korunmuş olur."(5)

Ebu Ümame el- Bahilî'den rivayet edilmiştir:

"... kim onun (Deccal'ın) cehenneminin belasına uğrarsa, Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Sûresinin ilk ayetlerini okusun ki ateş İbrahim'e olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selamet olsun."(6)

Bir başka hadiste şöyle buyurulmuştur:

"... Her kim Deccal'in ateşi ile ibtila ve imtihan edilirse Allah'tan yardım istesin ve Kehf Sûresinin baş tarafındaki ayetleri okusun. Bu suretle Deccal'in, ateşi ona karşı soğuk ve selamet olur."(7)

Allah Resulü (asm), her musibet için bir dua ya da ayetin okunmasını tavsiye ediyor, Deccal de musibetlerin en büyüğünden olduğuna göre, elbette ona karşı da bazı dua ve ayetleri tavsiye edecektir ve etmiştir.

Dipnotlar:

(1) Kitabü'l-Burhan, VI. Bölüm.

(2) CelaleddinSuyuti'nin tasnifinden hadisler, Ahir Zaman Mehdisi'nin alametleri.

(3) bk. Sünen-i Ebu Davud, 5/121.

(4) bk. Sünen-i Ebu Davud, 5/122.

(5) bk. Sünen-i Tirmizi, 5/30.

(6) bk. Sünen-i İbni Mace, 10/332.

(7) bk. Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 494.

ASHAB-I KEHF HAKKINDAKİ AYETLER

Rasûlüm! Yoksa sen sadece Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm’in mi ibrete şâyan âyetlerimizden olduğunu sandın? Öyle sanma; başka nice ibretâmiz âyetlerimiz var! (Kehf / 9. Ayet)

Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp: “Rabbimiz bize katından bir rahmet ver, bize yardım et; şu işimizde doğru ve rızâna uygun olan ne ise onu bize nasip eyle!” diye niyâz etmişlerdi. (Kehf / 10. Ayet)

Bunun üzerine biz de onları sığındıkları o mağarada yıllarca sürecek derin bir uykuya daldırdık. (Kehf / 11. Ayet)

Sonra iki fırkadan; Ashâb-ı Kehf ve düşmanlarından hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu ortaya çıkarmak için onları tekrar uyandırdık. (Kehf / 12. Ayet)

Şimdi biz, onların başından geçen ibretli hâdiseyi bütün gerçekliğiyle sana anlatacağız: Hiç şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş genç yiğitlerdi; biz de onların imanlarını daha da artırdık. (Kehf / 13. Ayet)

Kalplerine tam kuvvet ve metânet verdik de zâlim krala karşı kıyâm ettiklerinde şöyle dediler: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Biz O’ndan başkasını ilâh kabul edip tapmayız. Böyle bir şey yaparsak, yemin olsun ki gerçek dışı, pek saçma bir iddiada bulunmuş oluruz.” (Kehf / 14. Ayet)

“Şu bizim halkımız ise tuttular, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Madem öyle, onların gerçek ilâh olduklarına dair açık bir delil getirmeleri gerekmez mi? Artık Allah adına yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir?” (Kehf / 15. Ayet)

İçlerinden biri şöyle dedi: “Madem ki siz onları ve onların Allah’tan başka taptıklarını terk ettiniz, o halde mağaraya sığının ki Rabbiniz üzerinize rahmetini yaysın, işinizde size kolaylık ve fayda ihsân etsin.” (Kehf / 16. Ayet)

Rasûlüm! Orada bulunsaydın güneşin doğduğu zaman onların mağaralarını sağ taraftan dolaştığını, battığı zaman ise onları sol taraftan makaslayıp geçtiğini, böylece üzerlerine doğup onları rahatsız etmediğini görürdün. Onlar mağaranın genişçe bir yerinde idiler. Onların bu şekilde korunmaları, Allah’ın kudretini gösteren delillerden biridir. Allah kimi doğru yola erdirirse, işte gerçekten doğru yola ermiş kimse odur. Kimin de yoldan sapmasına fırsat verirse, artık sen ona doğru yolu gösterecek bir yardımcı bulamazsın. (Kehf / 17. Ayet)

Onlar uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Tek yanlarına yatıp zarar görmemeleri için biz onları kâh sağa kâh sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmaktaydı. Eğer onları bu halleriyle görseydin dönüp kaçardın ve onlar yüzünden için korkuyla dolardı. (Kehf / 18. Ayet)

Biz onları uyuttuğumuz gibi, durumlarını aralarında soruşturmaları için öylece de uyandırdık. İçlerinden biri: “Burada ne kadar kaldınız?” diye sordu. Bir kısmı: “Bir gün, belki bir günden de az” diye cevap verdi. Diğerleri ise şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi şu gümüş parayla şehre gönderin de yiyeceklerin hangisi daha temiz ve daha güzelse baksın, ondan size biraz yiyecek getirsin. Fakat çok nazik ve tedbirli davransın da sakın sizi ve yerinizi hiç kimseye sezdirmesin.” (Kehf / 19. Ayet)

“Çünkü eğer şehir halkı yerinizi öğrenirde sizi ellerine geçirirlerse ya sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi dinlerine döndürürler. İşte o zaman ebediyen kurtuluşa eremezsiniz.” (Kehf / 20. Ayet)

Böylece biz insanları onların durumundan haberdar ettik ki, Allah’ın va‘dinin gerçek olduğunu ve kıyâmetin mutlaka kopacağında hiç şüphe olmadığını bilsinler. Vefatlarının ardından halk, aralarında Ashâb-ı Kehf’in bu fevkalade hallerini tartışmaya başlamışlardı. Bir kısmı: “Üzerlerine bir anıt dikin; onların durumlarını en iyi Rableri bilir” dediler. Onlar için ne yapılacağı konusunda görüşleri ağır basanlar ise: “Hayır, onların yanıbaşlarına mutlaka bir mescid yapacağız” dediler. (Kehf / 21. Ayet)

İnsanlar, bu kıssanın verdiği dersler üzerinde düşünecek yerde: “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. “Beş kişidir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Bunların yaptıkları gaybı taşlamaktan ibarettir. Bir grup da: “Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir” diyecekler. De ki: “Rabbim onların sayısını daha iyi bilir. Zâten onlar hakkında doğru bilgi sahibi olan çok az insan vardır.” O halde onlar hakkında Kur’an’da haber verilen açık delillerin dışında kimseyle tartışmaya girme ve onlarla ilgili olarak hiç kimseye bir şey sorma! (Kehf / 22. Ayet)

Hiçbir şey hakkında: “Ben yarın mutlaka şu işi yapacağım” deme. (Kehf / 23. Ayet)

Ancak: “İnşallah; Allah izin verirse yapacağım” de. Bunu söylemeyi unuttuğun zaman Rabbini hatırla ve: “Umarım ki Rabbim beni bundan daha yakın bir vakitte dosdoğru ve güzel bir başarıya eriştirir” de. (Kehf / 24. Ayet)

Yine bir kısmı: “Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldı” dediler; bir kısmı da buna dokuz sene daha ilâve ettiler. (Kehf / 25. Ayet)

De ki: “Onların ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Çünkü göklerin ve yerin gaybı Allah’ın elindedir. O ne kadar güzel görür, ne kadar güzel işitir. İnsanların Allah’tan başka hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur. Allah, hükmüne ve hâkimiyetinin icrâsına hiç kimseyi ortak etmez.” (Kehf / 26. Ayet)

Yorum Yap