Angkor Wat Tapınağı
Khmer İmparatorluğu, yaklaşık 900 yıl önce, tam da Hinduizm’den Budizm’e dini bir geçiş başlarken, Angkor tapınaklarını Kamboçya’nın yemyeşil ormanlarının ortasında inşa etti.
Angkor Wat tapınağı, 12. yüzyılda Khmer kralı II. Suryavarman tarafından Hinduizm’in kutsal Meru Dağı’nı sembolize etmek için inşa edildi. (C: Anne Nicole/Unsplash)
Yoğun, nemli bir ormanın ortasında ateşli bir rüya gibi görünen Angkor Wat; zarif ve yüksek kuleleri, kapalı galerileri ve havadar avluları, süslü yürüyüş yolları ve karmaşık kabartma oymalarıyla yükselen, görkemli bir taş şehir.
Kuzeybatı Kamboçya’da bir göl olan Tonle Sap’ın kıyısında yer alan bu tapınak kompleksi, antik Khmer İmparatorluğu’ndan kalma yaklaşık 900 yıllık bir kalıntı.
Bölgede günümüze ulaşmış yüzlerce tapınak arasında bu uçsuz bucaksız kompleks, Kamboçya’nın şüphesiz en ünlü kutsal alanı – günümüzde ülkenin milli bayrağında yer alıyor – ve haklı olarak saygı görüyor. Binden fazla yapıdan oluşan ve yaklaşık 162 hektarlık bir alanı kaplayan bu kompleks, dünyanın en büyük dini yapısı ve insanlığın kültürel harikalarından biri.
Angkor Wat’ın inşasına 12. yüzyılın ilk yarısında Khmer kralı II. Suryavarman tarafından başlandı. Muhtemelen kralın kendisi için bir cenaze tapınağı olarak hizmet etmesi amaçlanmıştı. Hinduizm’den büyük ölçüde etkilenen, adı Khmer’de “tapınak şehri” anlamına gelen site, orijinal olarak
Vrah Visnuloka (“Vishnu’nun kutsal konutu”) olarak adlandırılıyordu ve üç Hindu tanrısına adanmıştı: adaşı Vishnu, Shiva ve Brahma. Kompleksin birçok oyma süslemesinde bu Hindu tanrıları görülebilir.
Bugün manzaraya yoğun bir bitki örtüsü hakim ve Angkor tapınakları, ormanın yarı yarıya kapladığı adalar gibi izole görünüyor. 12. ve 13. yüzyıllardaki en parlak döneminde, burada gösterildiği gibi, Khmer başkenti bir kentsel makro kompleksti.
Bazıları, en yüksek nüfusunun yüzbinlerce olduğunu tahmin ediyor. Angkor, oymalı ahşap saraylara ve görkemli bir şekilde dekore edilmiş tapınaklara ev sahipliği yapıyordu. Şehir duvarlarının ötesinde, pirinç tarlaları, göletler ve kanallar arasında sütunlar üzerinde yükselen konutlar vardı – bu da Khmer’in su mühendisliği dehasının bir kanıtı. (İllüstrasyon: Raiden Studio)
Yapının en göze çarpan mimari özelliği, kademeli katmanlar üzerine inşa edilmiş konik şekilli beş kuleden (dördü köşelerde, biri ortada) oluşan merkezi beş nokta düzeni. Sıra sıra nilüferler, tanrıların mesken yeri ve evrenin merkezi olan
Meru Dağı’nın zirvelerini simgeleyen tepeye yakın bir noktaya doğru sivriliyor. Gerçekten de Angkor Wat, kozmosun dünyevi bir modeli olarak tasarlanmıştı – yaklaşık 60 metre yükselen merkez kulesi ile evrenin taştan minyatür bir kopyası.
Dış duvar, dünyanın ucundaki dağlara karşılık geliyor; çevreleyen 5 kilometrelik hendek ise, onların ötesindeki okyanusları simgeliyor.
188 metrelik bir köprüyü geçerek ve ardından tapınağa giderken üç galeriden geçerek alana ulaşılıyor. Hindu tanrılarını ve antik Khmer sahnelerini temsil eden kabartma heykellerin yanı sıra iki Sanskrit destanından bölümlerle kaplı: Mahabharata ve Ramayana.
Khmer’in gücü
9. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar gelişen Khmer’in hükümdarları, günümüz Myanmar’ından (Burma) Vietnam’a kadar Güneydoğu Asya anakarasının büyük bir kısmına yayılan genişleyen, refah ve sofistike bir imparatorluğu yönettiler. Nehir yolları ve yükseltilmiş yollardan oluşan bir ağ ile birbirine bağlanmıştı. Bu dönemde tarımsal üretim, belki de sözde Orta Çağ Sıcak Dönemi’ndeki daha yüksek sıcaklıklar ve besleyici yağmurlar sayesinde gelişti.
Angkor Wat tapınak kompleksi, imparatorluğun doğuşundan bu yana ayrıntılı inşaat projelerinin (bugüne kadar Angkor Wat’a bakan 9. yüzyıldan kalma Phnom Bakheng tapınağı dahil) odak noktası olan antik Khmer başkenti Angkor’un yanında inşa edildi.
12. yüzyılda, II. Suryavarman yönetiminde Angkor Wat üzerindeki çalışmalar ilerledikçe, Khmer topraklarında Hinduizm’den Budizm’e doğru bir dini geçiş yoğunlaşıyordu.
Adı “kutsal kılıç” anlamına gelen Preah Khan tapınağı, 1191 yılında VII. Jayavarman tarafından babası II. Dharanindravarman’ın onuruna inşa edildi. Geniş ölçekli yapının içi, avluları ve odaları birbirine bağlayan labirent geçitlerden oluşan çaprazlama bir ağdan oluşuyor. (C: Alain Schroeder/GTRES)
Budizm, Hinduizm ile uzun yıllar barış içinde bir arada yaşadı. Kamboçya’ya ilk olarak 5. yüzyılda, Kamboçya tarihi üzerinde önemli bir etkiye sahip bir kültür olan Hindistan’dan tüccarlar ve misyonerler tarafından getirildi: Hindistan zaten Hinduizm’i bölgeye getirmişti ve Khmer dili Sanskritçe ile akrabaydı.
II. Suryavarman’ın ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra, 1881’de kral VII. Jayavarman tahta çıktı. Krallık komşu Cham tarafından işgal edildikten sonra Khmer servetini yeniden canlandırdı ve Budizm’i devlet dini yaparak statüsünü sağlamlaştırdı.
VII. Jayavarman’ın yüzünün, yakındaki Angkor Thom’daki Bayon tapınağını süsleyen birçok yüzün modeli olduğuna inanılıyor. Angkor Wat ile birlikte inşa edilen bu yeni müstahkem Khmer başkenti, Khmer gücünde yeni bir zirveye işaret ediyordu. Şehrin nüfusu o zamanlar rekor olan 750.000’e yükselmişti.
Angkor Thom’un Güney Kapısı yolunun bir tarafında yüzünü buruşturan asuralar (iblisler) sıralanıyor. Karşılarında bir dizi deva (hayırsever Hindu tanrıları) bulunuyor. Hem devalar hem asuralar, naga adı verilen bir yılanın sırtına tünemiş şekilde tasvir edilmişler. (C: Tim Laman/National Geographic)
Angkor Wat, resmen bir Budist bölgesi olarak yeniden adandığı 1300’lere kadar bir Hindu tapınağı olmaya devam etti. Budistlerin Hinduizme karşı hoşgörüsüne uygun olarak, Budist heykelleri eklenmesine rağmen, büyük kabartmalarının ikonografisi yıkılmadı veya değiştirilmedi.
Bu sıralarda, Khmer İmparatorluğu, karmaşık faktörlerin bir karışımının sonucu olarak gerilemeye başladı. 1430’larda Khmer hükümdarları Angkor’un büyük komplekslerini terk ettiler ve güneyde yeni kurulan Phnom Penh’e taşındılar.


