Hz.Mevlânâ Eserleri
Hazret-İ MEVLÂNA’NIN ESERLERİ
Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin eserleri çoğunlukla, dönemin edebiyat ve tasavvuf dili Farsça ile kaleme alınmış, eserlerinde Farsça’nın yanı sıra Arapça ile birlikte az da olsa Türkçe ve Rumca beyit ve ifadelere de yer verilmiştir. Eserlerinde bir tek fikir ve bakış açısının (ilâhî aşkın ve vecdin ) merkezleştiği Hazret-i Mevlâna, din, tasavvuf ve sosyal hayat başta olmak üzere her konuda bilginin ve bilgi sahibi olmanın önemine işaret etmektedir. Bugün dünyanın dört bir yanında Hazret-i Mevlâna'ya ve eserlerine duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. Devrinin kültür dili olan Farsça ile yazılmış olan eserleri, başta Türkçe olmak üzere yirmiye yakın dile çevrilmiştir.
A- Mesnevî
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir. Mesnevî her ne kadar klâsik doğu edebiyatının bir şiir tarzı ise de, “Mesnevî” denildiği zaman akla Mevlâna’nın Mesnevî’si gelir.
“Dinle Neyden” diye başlayan Mesnevî’nin ilk 18 beytini bizzat Mevlâna Celâleddin-i Rûmî kendisi kaleme alırken, Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine kalan bölümlerini O söylemiş, Hüsameddin Çelebi ve katipleri tarafından 10 yıla yaklaşan bir sürede (Fâ ilâ tün Fâ ilâ tün –Fâ i lün’ vezni ile) yazılmıştır.
Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre Mevlâna, Mesnevî beyitlerini Meram’da gezerken, otururken, yürürken hatta semâ ederken söyler, Çelebi Hüsameddin ve diğer katiplerde yazar. Mesnevî’nin her cildi bittikten sonra, Çelebi bunları gözden geçirerek Mevlâna’ya okur, kontrol ettirir. İşte bu şekilde VI cilt haline gelen Mesnevî, çoğunlukla Farsça olup beyit sayısı çok küçük farklarla da olsa çeşitli yazmalara göre değişiklik göstermektedir.
Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618’dir. Tasavvuf sahasında en çok okunan ve kendisine en fazla şerh yazılan eserlerin başında gelen Mesnevî hakkında Mevlâna der ki: “Bizim Mesnevîmiz vahdet (birlik) dükkânıdır; (onda) “bir”den başka ne görürsen, bil ki o puttur.”
B- Dîvan-ı Kebir
Dîvan-ı Kebir; Büyük Divan anlamına gelir. Mevlâna’nın kaside, gazel, terkîb-i bend ve rubailerinin yer aldığı bu büyük eser, şiirlerin söylendiği vezinlere göre tanzim edilmiştir. Dîvân-ı Kebir 40.000 beyiti aşkın 21 küçük dîvandan meydana gelmiştir. Mevlâna bazı şiirlerinde kendi mahlası “hamuş-suskun” yerine Şems-i Tebrîzî’nin adını kullandığı için bu eseri Dîvan-ı Şems adıyla da anılmıştır.
C- Mektûbat
Mevlâna’nın devrin ileri gelenlerine nasihat için ve kendisine sorulan meselelere cevap mahiyetinde yazdığı mektuplardan oluşur. Mevlâna’nın yakınlarına, dostlarına, bazı âlimlere, devrin ileri gelenleri ve devlet büyüklerine yazdığı mektupların bir araya getirilmesinden oluşmuş bir eserdir. Mevlâna’nın yaşadığı dönemin sosyal ve kültürel yapısına ışık tutan bu eserde 147 mektup bulunmaktadır.
D- Fihi MâFih
Farsça mensur olarak yazılmış olan eser, “içindeki içindedir, ondaki ondadır” manalarına gelir. Mevlâna’nın yaptığı sohbetlerin, yakınları -muhtemelen Sultan Veled- tarafından derlenmiş şeklidir. Fîhi Mâfîh, çeşitli bölümlerden meydana gelmiş orta hacimde bir eserdir. Bölümlerin sayısı çeşitli nüshalarda küçük değişiklikler göstermekte olup matbû nüshalarda 70’ten fazla bölüm vardır. “Esrârü’l-Celâliyye” olarak da bilinen Fihi MâFih, Mevlâna’nın dinî ve tasavvufî görüşlerinin yer aldığı bir eserdir.
E- Mecâlis-i Seb’a
“Yedi Meclis” anlamına gelen Mecâlis-i Seb’a, Mevlâna’nın Cuma namazları öncesinde yaptığı yedi vaazını ihtiva eden Farsça mensur bir eserdir. Bu vaazlar muhtemelen Sultan Veled veya Çelebi Hüsameddin tarafından not edilerek kitap haline getirilmiştir.
