Hz.Zulkarneyn’in Kıssası

 

(1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَأَتْلُو عَلَيْكُمْ مِّنْهُ ذِكْرًا

“Sana Zulkarneyn’den de soruyorlar! De ki; Ben size Ondan/ Zulkarneyn’den bir haber okuyacağım.”

Kehf Suresi 83

(2) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا فَأَتْبَعَ سَبَبًا

“Kuşkusuz ki, Biz Onu/Zulkarneyn’i yeryüzünde güçlü bir iktidar sahibi kılmış ve Ona/ Zulkarneyn’e her şeyden bir yol vermiştik. O/ Zulkarneyn’de bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 84, 85

(3) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَنْ تُعَذِّبَ وَإِمَّا أَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

“Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki; Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın.”

Kehf Suresi 86

(4) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ أَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَى رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُّكْرًا وَأَمَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنَى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

“Zulkarneyn dedi ki; Kim zulmederse ona azab edeceğiz! Sonra Rabbine döndürülür. Allah da ona görülmedik bir azab ile azab eder. Ancak kim iman eder ve salih amel işlerse, ona en güzel karşılık vardır. Ona emrimizden kolayını da söyleyeceğiz. Sonra Zulkarneyn yine bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 87-89

(5) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَى قَوْمٍ لَّمْ نَجْعَل لَّهُمْ مِّنْ دُونِهَا سِتْرًا كَذَالِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

“Nihayet (Zulkarneyn) güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendilerine güneşe karşı bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar gördü. İşte böyle. Biz, Onun/ Zulkarneyn’in yanında ne tür bilgi ve tecrübe varsa (ilmimizle) kuşatmıştık. Sonra Zulkarneyn yine bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 90-92

(6) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لاَّ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً

“Nihayet (Zulkarneyn) iki seddin arasına ulaştığında onların önünde neredeyse hiçbir söz anlamayan bir kavim buldu.”

Kehf Suresi 93

(7) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

“Onlar dediler ki; Ey Zulkarneyn! Doğrusu Ye’cuc ve Me’cuc (bu) yerde bozgunculuk etmektedirler! Onlarla bizim aramızda bir set yapman için sana bir vergi verelim mi!?”

Kehf Suresi 94

(8) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا

“Ey Zulkarneyn dedi ki; Rabbimin beni içinde bulundurduğu güç (ve nimet) daha hayırlıdır. Bana (bedensel) güç ile yardım edin de sizinle onların arasına kuvvetli bir engel yapayım.”

Kehf Suresi 95

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

“Zulkarneyn şöyle dedi; Bana demir kütleleri getirin! Nihayet bunlar iki dağın arasını doldurup aynı seviyeye gelince, körükleyin! Sonunda o demirleri kor haline getirdiğinde, getirin şimdi bana üzerine erimiş bakır dökeyim! dedi.”

Kehf Suresi 96

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِّنْ رَّبِّي فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّآءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا

“Böylece onlar (Ye’cuc ve Me’cuc) ne onu aşmaya ne de delmeye güç yetirebildiler! Zulkarneyn şöyle dedi; Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiğinde onu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır.”

Kehf Suresi 97, 98

Hz.Zekeriyya Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:

“Bu, Rabbinin kulu Zekeriyya’ya rahmetinin zikridir. Zekeriyya, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı. Demişti ki; Ey Rabbim! Doğrusu benim kemiklerim zayıfladı, başım iyice ağardı. Ey Rabbim! Ben Sana dua etmekle de hiç mahrum olmadım ve gerçekten de ben arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan korktum! Karım da kısırdır! Bana tarafından bir veli bağışla.”

Meryem Suresi 2-5

(2) Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:

“Bana da Yakub oğullarına da mirasçı olsun. Ey Rabbim! Onu hoşnutluğunu kazanan biri eyle! Ey Zekeriyya! Seni adı Yahya olan bir oğlan çocuğuyla müjdeliyoruz ki, daha önce ona kimseyi adaş yapmadık! Zekeriyya dedi ki; Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olur ki!? Karım kısırdır, bense yaşlılığın son sınırına vardım. (Melek) dedi ki; Bu böyledir. Rabbin; Bu bana kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değilken seni yarattım, dedi.”

Meryem 6-9

(3) Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:

“Zekeriyya şöyle dedi; Ey Rabbim! Bana bir işaret göster. Allah şöyle dedi; Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır! Bunun üzerine Zekeriyya mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara; Sabah ve akşam tesbih edin, diye işaret etti.”

Meryem 10, 11

(4) Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:

“Zekeriyya’yı da hatırla! Hani Zekeriyya; Ey Rabbim! Beni yalnız başıma bırakma! Sen varislerin en hayırlısısın, diye yakarışta bulunmuştu. Biz de onun duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı bahşettik ve hanımını (doğum yapmaya) elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışır, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize gönülden saygı duyarlardı.”

Enbiyâ 89, 90

Hz.Yusuf Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hani bir zamanlar Yusuf babasına şöyle demişti; Ey babacığım! Kuşkusuz ki, ben rüyada on bir yıldızla, Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm!”

Yusuf Suresi 4

(2) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Babası da) dedi ki; Ey Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar! Şüphesiz ki, şeytan insan için apaçık bir düşmandır!”

Yusuf Suresi 5

(3) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Böylece Rabbin seni seçecek, olayların yorumunu sana öğretecektir. Daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi sana ve Yakub ailesine de nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki, Rabbin bilendir, hikmet sahibidir.”

Yusuf Suresi 6

(4) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır. (Kardeşleri) şöyle demişlerdi; Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir! Oysa biz dayanışma içinde, güçlü bir cemaatiz. Şüphesiz ki, babamız apaçık bir yanılgı içindedir!”

Yusuf Suresi 7, 8

(5) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf’u öldürün veya (uzak) bir yere bırakın ki, babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın! Bundan sonra iyi bir topluluk olursunuz. İçlerinden bir söz sahibi dedi ki; Yusuf’u öldürmeyin! Eğer bir şey yapacaksanız, onu kuyunun derinliklerine atın! Yolcu kafilelerinden biri kendisini bulsun.”

Yusuf Suresi 9, 10

(6) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Babalarına gidip) dediler ki; Ey babamız! Ne oluyor da, Yusuf’a karşı bize güvenemiyorsun!? Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. Yarın onu bizimle birlikte gönder de gezsin ve oynasın. Biz Yusuf’u mutlaka koruruz.”

Yusuf Suresi 11, 12

(7) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yakub dedi ki; Yusuf’u götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz kendisinden habersiz iken Yusuf’u kurdun yemesinden korkarım! Onlar şöyle dediler; Bizler güçlü ve kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse şüphesiz ki, o zaman biz hüsrana uğrayanlardan oluruz!”

Yusuf Suresi 13, 14

(8) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonuçda Yusuf’u götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde Biz de Yusuf’a, andolsun ki, sen onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin, diye vahyettik.”

Yusuf Suresi 15

(9) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Yusuf’un kardeşleri) Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler! Ey babamız! Biz gittik yarışıyorduk ve Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Tam bu sırada onu bir kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin, dediler. Yusuf’un gömleğinin üzerinde de yalan bir kan getirdiler (Babaları Yakub) şöyle dedi; Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü) bir işe sürüklemiştir! Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır! Sizin bu düzdüklerinize karşı ancak Allah’tan yardım istenir!”

Yusuf Suresi 16-18

(10) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bir kervan geldi ve sucularını gönderdiler. O da (kuyuya) kovasını sarkıttı. Müjde! Bu bir oğlan, dedi. Yusuf’u bir ticaret malı gibi sakladılar! Oysa Allah onların yaptıklarını biliyordu. Yusuf’u ucuz bir fiyata birkaç dirheme sattılar! Onlar Yusuf’u pek önemsemiyorlardı!”

Yusuf Suresi 19, 20

(11) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mısır’da Yusuf’u satın alan kişi hanımına şöyle dedi; Buna iyi bak! Olur ki, bize yarar sağlar yahut kendisini evlat ediniriz. Böylece Yusuf’u o yere/saraya yerleştirdik ki, kendisine rüyaların yorumunu öğretelim. Allah emrinde galipdir (mutlak güç ve irade sahibidir) ancak insanların çoğu bunu bilmez!”

Yusuf Suresi 21

(12) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf erginlik çağına erişince kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Evinde bulunduğu kadın Yusuf’un kendisine yaklaşmasını istedi, kapıları sıkıca kapadı ve haydi gelsene! dedi. Yusuf’da şöyle dedi; Allah’a sığınırım! Doğrusu o benim Rabbimdir. Bana iyi baktı. Zalimler asla kurtuluşa ermezler!”

Yusuf Suresi 22, 23

(13) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, kadın Yusuf’u arzu etmişti. Eğer Rabbinin burhanını/yardımını görmeseydi Yusuf’da onu arzu etmişti. Bu şekilde kötülük ve fuhşu Yusuf’dan savmak için istedik. Yusuf bizim seçkin kullarımızdandı.”

Yusuf Suresi 24

(14) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kapıya doğru koşuştular. Kadın Yusuf’un gömleğini arkadan çekip yırttı! Tam kapının yanında kadının eşiyle karşılaştılar! Kadın şöyle dedi; Ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka ne olabilir!?”

Yusuf Suresi 25

(15) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf’da şöyle dedi; Asıl o benim nefsime yaklaşmak istedi! Kadının yakınlarından bir şahid de şöyle şahidlik etti; Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir Yusuf yalancılardandır! Ama eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir Yusuf ise doğru söyleyenlerdendir.”

Yusuf Suresi 26, 27

(16) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce kocası dedi ki; Bu, sizin düzeninizdendir! Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür! Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de günahının bağışlanmasını dile. Doğrusu sen günahkârlardan oldun!”

Yusuf Suresi 28, 29

(17) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şehirde birtakım kadınlar; Azizin hanımı kendi uşağının/Yusuf’un nefsine yaklaşmak istiyormuş! Sevgi onun bağrını yakmış! Doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler.”

Yusuf Suresi 30

(18) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kadın onların düzenlerini duyunca kendilerine birini gönderdi. Onlar için dayanacakları koltuklar hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf’a da çık karşılarına, dedi. Yusuf’u gördüklerinde gözlerinde büyüttüler, şaşkınlıktan ellerini kestiler ve Allah’ı tenzih ederiz, bu bir beşer/insan değildir! Bu ancak üstün bir melektir, dediler.”

Yusuf Suresi 31

(19) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kadın dedi ki; İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. (Yani Yusuf!) Andolsun ki, ben Yusuf’un nefsine yaklaşmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacaktır!”

Yusuf Suresi 32

(20) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Ey Rabbim! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum! Rabbi onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz ki, Allah duyandır, bilendir.”

Yusuf Suresi 33, 34

(21) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonra bazı delilleri görmelerinin ardından da yine de Yusuf’u bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi. Zindana Yusuf’la birlikte iki de genç girdi. Onlardan biri; Ben rüyada kendimi şarap sıkıyor gördüm, dedi. Diğeri de; Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşıyor ve kuşlar da ondan yiyor gördüm, dedi. Bunun yorumunu bize haber ver. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz, dediler.”

Yusuf Suresi 35, 36

(22) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Size, rızık olarak verilen yemek henüz ulaşmadan ben size onun ne olduğunu mutlaka haber veririm. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah’a inanmayan ve ahireti de inkar eden bir kavmin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a bir şeyi ortak koşmak bize yaraşmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Ancak insanların çoğu şükretmezler!”

Yusuf Suresi 37, 38

(23) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Ey zindan arkadaşlarım! Birbirlerinden farklı değişik Rabbler mi daha hayırlıdır!? Yoksa Kahhar (mutlak güç sahibi) olan tek Allah mı!? Sizin Allah’ı bırakıp da taptığınız, kendinizin ve babalarınızın adlandırdığı uydurma birtakım isimlerden başka bir şey değildir! Allah onların doğruluğuna dâir hiçbir delil indirmemiştir! Hüküm ancak Allah’ındır! Allah, yalnız kendisine kulluk etmenizi kesin emretmiştir! Bu dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler!”

Yusuf Suresi 39, 40

(24) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap sunacak! Diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecekler! Hakkında bilgi istediğiniz iş kesinleşmiştir. Yusuf, o iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye; Beni efendinin yanında an/hatırla, dedi. Fakat şeytan ona efendisine yanında anmayı unutturdu ve böylece Yusuf birkaç yıl zindanda kaldı. Bir gün Kral dedi ki; Rüyamda yedi semiz inek görüyorum ki, onları yedi zayıf inek yiyor! Bir de yedi yeşil başak ve bir o kadarı da kuru. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız benim rüyam hakkında bana bilgi verin.”

Yusuf Suresi 41-43

(25) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bunlar karmakarışık rüyalar! Biz ise böyle rüyaların yorumunu bilemeyiz, dediler. O iki kişiden kurtulmuş olanı nice zaman sonra hatırladı ve dedi ki; Ben size bunun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin. Yusuf’a şöyle dedi; Ey çok doğru kişi! Bize yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ile bir o kadar kuru başak hakkında bilgi ver! Olur ki, insanlara dönerim ve onlar da bilirler.”

Yusuf Suresi 44-46

(26) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Adetiniz üzere yedi yıl ekin ekin! Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağı üstünde bırakın. Sonra bunun ardından yedi zorlu yıl gelecektir ki, saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyeceklerdir. Sonra bunun ardından bir yıl gelecek ki, insanlar onda bolca yağmura kavuşturulacak ve meyve sıkacaklardır.”

Yusuf Suresi 47-49

(27) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hükümdar; Onu/Yusuf’u bana getirin, dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince; Efendine dön de ona sor, ellerini kesen kadınların durumları neydi!? Şüphesiz ki, Rabbim onların düzenlerini bilir, dedi. Hükümdar kadınlara; Yusuf’un nefsine yaklaşmak istediğinizde sizin durumunuz neydi!? dedi. Onlar; Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik, dediler. Azizin hanımı da dedi ki; İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaşmak istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir.”

Yusuf Suresi 50, 51

(28) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bu, Azizin yokluğunda benim kendisine hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin düzenlerini başarıya erdirmeyeceğini bilmesi içindi. Bununla birlikte nefsimi temize çıkarmıyorum! Şüphesiz ki, Rabbimin esirgediği dışında nefis sürekli kötülüğü emredicidir. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir.”

Yusuf Suresi 52, 53

(29) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hükümdar dedi ki; Onu/Yusuf’u getirin kendime özel (görevli) edineyim. Onunla konuşunca da; Sen bugün bizim yanımızda önemli mevki sahibi ve güvenilir birisin, dedi. Yusuf; Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ki, ben iyi koruyucu ve iyi bilen biriyim, dedi.”

Yusuf Suresi 54, 55

(30) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İşte böylece Yusuf’a o yerde güç ve imkân verdik. Orada istediği yerde konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmeyiz. Ahiret ecri ise iman eden ve sakınanlar için elbette ki, daha hayırlıdır. Yusuf’un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onlar Yusuf’u tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.”

Yusuf Suresi 56-58

(31) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onların yüklerini hazırlayınca Yusuf dedi ki; Babanızdan olan kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutuyorum ve ben misafir ağırlayanların en hayırlısıyım. Eğer onu getirmezseniz artık benim yanımda size ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın! Onu babasından almaya çalışacağız ve (her halde) bunu yaparız, dediler.”

Yusuf Suresi 59-61

(32) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf uşaklarına da şöyle dedi; Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki, ailelerine döndüklerinde bunu anlarlar da tekrar geri dönerler. Babalarının yanına döndüklerinde dediler ki; Ey babamız! Bizden ölçek (erzak) alıkonuldu. Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki, ölçek (erzak) alalım. Biz onu mutlaka koruruz.”

Yusuf Suresi 62, 63

(33) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yakub şöyle dedi; Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi mi, onu size emanet edeyim? Allah en iyi koruyucudur ve O rahmet edenlerin en merhametlisidir.”

Yusuf Suresi 64

(34) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Erzak yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz de bize iade edilmiş. Bununla yine ailemize erzak alır, kardeşimizi korur ve bir deve yükü de artırırız. Bu getirdiğimiz az bir ölçektir, dediler.”

Yusuf Suresi 65

(35) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Çepeçevre kuşatılıp (çaresiz kalmanız) dışında onu bana mutlaka getireceğiniz üzere Allah’ın adına kesin olarak söz vermediğiniz sürece onu sizinle göndermeyeceğim! Yusuf’a kesin söz verdiklerinde, Allah, söylediklerimize vekildir, dedi.”

Yusuf Suresi 66

(36) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yakub yine dedi ki; Ey oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin, değişik kapılardan girin! Bununla birlikte ben, Allah’ın (hükmünden) bir şeyi sizden savamam! Hüküm ancak Allah’ındır! Ben Allah’a güvendim. Güvenenler de yalnızca Allah’a güvensinler!”

Yusuf Suresi 67

(37) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nitekim babalarının emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah’tan (gelecek) bir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub’un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimizden dolayı ilim sahibi biriydi. Ancak insanların çoğu bilmez!”

Yusuf Suresi 68

(38) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf’un huzuruna girdiklerinde o kardeşini kendi yanına aldı ve ben senin öz kardeşinim. Sen artık onların yaptıklarına üzülme! dedi.”

Yusuf Suresi 69

(39) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onların yüklerini hazırladığında su kabını öz kardeşinin yüküne koydu. Sonra bir çağırıcı; Ey kafile! Siz şüphesiz ki, hırsızsınız! diye seslendi.”

Yusuf Suresi 70

(40) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yakub’un oğulları onlara doğru dönerek; Ne kaybettiniz? dediler. Dediler ki; Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü bahşiş var. Ben de buna kefilim. Onlar; Hayret! Allah’a yemin ederiz ki, bizim bu yere bozgunculuk etmek için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de bilmişsinizdir, dediler. Yusuf’un adamları; Peki, eğer yalan söylüyorsanız (çalanın) cezası nedir? dediler.”

Yusuf Suresi 71-74

(41) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cezası yükünde (çalıntı mal) bulunan kimsenin kendisidir. Biz zalimleri böyle cezalandırırız, dediler. Bunun üzerine Yusuf kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu öz kardeşinin kabından çıkardı. İşte Yusuf için böyle bir plan düzenledik. Yoksa Allah dilemedikçe, hükümdarın dinine (kanununa) göre kardeşini alıkoyamazdı. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır.”

Yusuf Suresi 75, 76

(42) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer çalmışsa daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı, dediler. Yusuf bunu içinde gizli tuttu, onlara belli etmedi ve kendi kendine; Siz daha kötü bir konumdasınız. Allah sizin anlattığınız şeyin aslını daha iyi bilmektedir, dedi.”

Yusuf Suresi 77

(43) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Dediler ki; Ey Aziz! Onun gerçekten ihtiyar, büyük bir babası var. Onun yerine bizden birimizi al. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz. Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını almaktan Allah’a sığınırız. O takdirde muhakkak ki, biz zalimler oluruz, dedi.”

Yusuf Suresi 78, 79

(44) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ondan ümitlerini kesince aralarında konuşmak üzere bir yana çekildiler. Büyükleri şöyle dedi; Babanızın sizden Allah’ın adına kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında işlediğiniz hatayı bilmiyor musunuz!? Ben, babam bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmünü verinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

Yusuf Suresi 80

(45) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Siz babanıza dönün ve deyin ki; Ey babamız! Oğlun hırsızlık yaptı! Biz bildiğimizden başkasına şahidlik etmedik. Gaybın kollayıcıları da değildik. (İstersen) İçinde bulunduğumuz kasabaya ve beraber geldiğimiz kervana da sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.”

Yusuf Suresi 81, 82

(46) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Babaları Yakub) dedi ki; Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp/kötü bir işe sürüklemiştir! Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki, Allah hâkimdir, alimdir.”

Yusuf Suresi 83

(47) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yüzünü onlardan çevirdi ve ah Yusuf’a olan tasam! dedi. Üzüntüden gözleri ağardı. Bununla beraber kederini yutkunuyordu. Oğulları şöyle dedi: Vallahi hayret! Hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda ya iyice eriyecek ya da helake düşenlerden olacaksın! Yakub’da şöyle dedi; Ben keder ve üzüntümü yalnızca Allah’a açarım ve Allah katından sizin bilmediğinizi de bilirim.”

Yusuf Suresi 84-86

(48) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey oğullarım! Gidin Yusuf’la kardeşinden bir haber arayın! Allah’ın rahmetinden de ümidinizi kesmeyin! Kuşkusuz ki, kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez!”

Yusuf Suresi 87

(49) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde şöyle dediler; Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu ve pek değersiz bir sermaye ile geldik. Sen yine de bize tam ölçek ver ve bize ayrıca bağışta bulun. Allah bağışta bulunanları mükâfatlandırır.”

Yusuf Suresi 88

(50) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf dedi ki; Siz cahil iken Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz!? Yoksa sen gerçekten Yusuf musun? dediler. Yusuf’da; Ben Yusuf’um. Bu da kardeşimdir. Allah bize lutfetti. Kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz ki, Allah iyilik edenlerin karşılıklarını boşa çıkarmaz, dedi.”

Yusuf Suresi 89, 90

(51) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kardeşleri Yusuf’a şöyle dediler; Allah’a yemin olsun ki, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Biz ise kesinlikle hata edenlerdik! Yusuf ise şöyle dedi; Bugün sizi kınama yoktur. Allah sizi bağışlar. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne koyun, O görmeye başlayacaktır ve bütün ailenizle birlikte bana gelin.”

Yusuf Suresi 91-93

(52) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları dedi ki; Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum! Hayret! Allah’a yemin olsun ki, sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin, dediler. Müjdeci gelip onu (gömleği) yüzüne koyunca hemen görür hale döndü. Bunun üzerine Yakub şöyle dedi; Ben Allah’tan sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim!?”

Yusuf Suresi 94-96

(53) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Oğulları babaları Yakub’a şöyle dediler; Ey babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hata ettik! Yakub şöyle dedi; Sizin için Rabbimden bağışlama dileyeceğim. Şüphesiz ki, Allah bağışlayan, rahmet edendir. Nihayet Yusuf’un yanına girdiklerinde Yusuf, babasını ve annesini bağrına bastı ve şöyle dedi; Allah’ın dileğiyle güven içinde Mısır’a girin.”

Yusuf Suresi 97-99

(54) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yusuf, babasını ve annesini tahtın üzerine çıkardı ve hep birlikte Yusuf için secdeye kapandılar. Yusuf şöyle dedi; Ey babacığım! İşte bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Gerçekten Rabbim onu doğru çıkardı. Allah, beni zindandan çıkarmakla ve şeytanın benimle kardeşlerimin arasına fitne sokmasından sonra sizi çölden getirmekle bana iyilik etti. Şüphesiz ki, Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenleyendir. Muhakkak ki, Allah alimdir, hâkimdir.”

Yusuf Suresi 100

(55) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim Sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.”

Yusuf Suresi 101

Hz.Yunus Aleyhisselam’ın Kıssası

 (1) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yunus’un kavmi müstesna (kendilerine azab gelmeden) iman edip de imanı kendine yarar sağlamış bir kasaba bulunsaydı ya! Onlar (Yunus’un kavmi) iman edince üzerlerinden dünya hayatındaki azabı kaldırdık ve kendilerini belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık.”

Yunus Suresi 98

(2) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Balık sahibi (Yunus’u) da hatırla! Hani o öfkeli olarak gitmiş ve bizim kendisini darlığa sokmayacağımızı sanmıştı! Derken karanlıkların içinde; Senden başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Kuşkusuz ki, ben zalimlerden oldum, diye yakarışta bulunmuştu.”

Enbiyâ Suresi 87

Hz.Yakub Aleyhisselam’ın Kıssası

 (1) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da şöyle dedi; Ey Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz!”

Bakara Suresi 132

(2) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına şöyle demişti; Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?. Onlar da şöyle dediler; Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz ancak O’na teslim olmuşuzdur.”

Bakara Suresi 133

Hz.Yahya Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Yahya! Kitab’ı kuvvetle tut! Biz ona daha çocukken hikmeti verdik.”

Meryem Suresi 12

(2) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Tarafımızdan ona bir gönül yumuşaklığı ve temizlik de verdik. O sakınan biriydi.”

Meryem Suresi 13

(3) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Babasına ve Annesine iyi davranırdı. İsyankâr bir zorba değildi.”

Meryem Suresi 14

(4) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!”

Meryem Suresi 15

Hz.Şuayb Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. O onlara şöyle dedi; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin Allah’dan başka ilahınız yoktur! Size Rabbinizden açık bir belge geldi. Ölçüyü, tartıyı tam yapın ve insanların eşyasını eksik vermeyin! Düzene sokulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! Eğer mü’minler iseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

A’raf Suresi 85

(2) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Tehditlerde bulunmak, insanları Allah’ın Yolundan alıkoymak ve onda çarpıklık aramak üzere bütün yollara oturmayın! Düşünün ki, az sayıdaydınız Allah sizi çoğalttı. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bakın!”

A’raf Suresi 86

(3) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer içinizden bir topluluk, benimle gönderilmiş olana iman etmiş, bir topluluk da iman etmemişse Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin! Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

A’raf Suresi 87

(4) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri dediler ki; Ey Şuayb! Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri kasabamızdan çıkaracağız, ya da dinimize döneceksiniz! Şuayb da şöyle dedi; İstemesek de mi!?”

A’raf Suresi 88

(5) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek Allah’a iftirada bulunmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikçe de zaten sizin dininize dönmemiz söz konusu olamaz! Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır! Biz Allah’a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını hak üzere aç! (Aramızda hak üzere hükmet) Sen açanların (hükmedenlerin) en hayırlısısın.”

A’raf Suresi 89

(6) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kavminin inkâr eden ileri gelenleri dediler ki; Eğer Şuayb’a uyarsanız o zaman zarara uğrayanlardan olursunuz!”

A’raf Suresi 90

(7) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar!”

A’raf Suresi 91

(8) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular! Asıl zarara uğrayanlar Şuayb’ı yalanlayanlar oldu!”

A’raf Suresi 92

(9) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Şuayb’da) onlardan yüz çevirip şöyle dedi; Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiklerini ulaştırdım ve size öğüt verdim. Artık inkârcılar topluluğuna nasıl üzülürüm?”

A’raf Suresi 93

(10) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! Ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın! Ben sizi bir bolluk içinde görüyor ve sizin hakkınızda çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

Hûd Suresi 84

(11) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ölçüyü tartıyı tam yapın ve insanların eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!”

Hûd Suresi 85

(12) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer mü’minler iseniz Allah’ın bıraktıkları sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir koruyucu değilim.”

Hûd 86

(13) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar şöyle dediler; Ey Şuayb! Bizim babalarımızın taptıklarını bırakmamızı yahut mallarımızda istediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor!? Doğrusu sen yufka yürekli, akıllı birisin!”

Hûd Suresi 87

(14) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Dedi ki; Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen açık bir belge üzere isem ve O beni kendi katından güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa? Sizi menettiğim şeylerde size karşı aykırılıkta bulunmak istemiyorum. Gücümün yettiği ölçüde düzeltme yapmaktan başka bir şey istemiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben Allah’a güvendim ve O’na gönülden yönelirim.”

Hûd Suresi 88

(15) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz! Nuh kavminin yahut Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin benzerinin sizin başınıza da gelmesine yol açmasın. Lut kavmi sizden uzak değildir!”

Hûd Suresi 89

(16) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rabbinizden bağışlanma dileyip sonra O’na tevbe edin! Gerçekten benim Rabbim çok rahmet eden, çok sevendir.”

Hûd Suresi 90

(17) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Dediler ki; Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve seni içimizde güçsüz görüyoruz. Yakın çevren olmasaydı seni mutlaka taşlardık. Bize karşı bir üstünlüğün de yoktur!”

Hûd Suresi 91

(18) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şuayb şöyle dedi; Ey kavmim! Yakın çevrem sizce Allah’tan daha mı üstündür ki, O’na sırt çeviriyorsunuz? Şüphesiz ki, Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

Hûd Suresi 92

(19) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey kavmim! İmkânınızın elverdiğini yapın! Ben de yapıyorum. Kime kendisini aşağılatıcı azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözetleyin! Ben de sizinle birlikte gözetliyorum.”

Hûd Suresi 93

(20) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Emrimiz gelince tarafımızdan bir rahmetle Şuayb’ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları kurtardık. Zulmedenleri de bir çığlık aldı ve yurtlarında diz çöküp kaldılar.”

Hûd Suresi 94

(21) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Semud halkı (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırıldığı gibi Medyen halkı da uzaklaştırıldı!”

Hûd 95

(22) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eyke ahalisi de Nebileri yalanladı! Hani Şuayb onlara demişti ki; Siz sakınmıyor musunuz!? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir Nebi’yim. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin! Bunun için sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın ve eksiltenlerden olmayın! Dosdoğru bir terazi ile tartın! İnsanların haklarını kısmayın! Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!

Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının! Dediler ki; “Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin. Biz senin mutlaka yalancılardan (olduğunu) sanıyoruz. Eğer doğru söyleyenlerdensen haydi gökten üzerimize parçalar düşür. (Şuayb) dedi ki: “Rabbim sizin yaptıklarınızı daha iyi biliyor. Onu yalanladılar ve bunun üzerine kendilerini gölge gününün azabı yakaladı. Gerçekten o büyük bir günün azabıydı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.”

Şuarâ Suresi 176-190

(23) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin ve ahiret gününe umut bağlayın. Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. Ancak onu yalanladılar. Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.”

Ankebût Suresi 36, 37

Hz.Süleyman Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَآ أُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular/tabi oldular! (Yani Süleyman’ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyenlere uyup, Süleyman’ın büyücü olduğuna inandılar.) Oysa Süleyman (büyü yaparak) kafir olmadı! Fakat o şeytanlar, kafir oldular! İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı! Hâlbuki onlar; Biz ancak bir imtihanız/fitneyiz, sakın küfre gitmeyin, demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı! Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı! Ama onlar, Allah’ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler! Onlar, kendilerine faydası olmayıp, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı! Andolsun ki, onu (sihri) satın alanın, ahirette hiçbir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı! Nefislerini sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilselerdi!”

Bakara Suresi 102

(2) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِاَمْرِهِ إِلَى الْاَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ

“Şiddetli esen rüzgârı da Süleyman’ın emrine verdik. O şiddetli esen rüzgâr, Bizim bereketli kıldığımız toprağa Süleyman’ın emri ile eserdi. Çünkü Biz her şeyi hakkıyla biliriz.”

Enbiya Suresi 81

(3) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلاً دُونَ ذَالِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ

“Süleyman için şeytanlardan denize dalan (yani dalgıçlık yapan) ve bunun dışında başka işleri de yapanlar vardı! (Şeytanları Süleyman’ın hizmetine verdik.) Biz o şeytanları da gözetim altında tutuyorduk!”

Enbiya Suresi 82

(4) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالاَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلٰى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ

“Andolsun ki, Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim vermiştik ve o ikisi şöyle demişlerdi; Bizi mü’min kullarından çoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun.”

Neml Suresi 15

(5) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَوَرِثَ سُلَيْمانُ دَاوُدَ وَقَالَ يَٓا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

“Süleyman, Davud’a varis/mirascı oldu. Süleyman şöyle dedi; Ey insanlar! Bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize her şeyden de (bolca) verildi. Kuşkusuz ki, bu elbette apaçık bir lütuftur!”

Neml Suresi 16

(6) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

“Süleyman için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan bir ordu toplanmıştı! Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı!”

Neml Suresi 17

(7) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتّٰى إِذَا أَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ

“Nihayet (Süleyman ve orduları) karınca vadisine geldikleri zaman, dişi bir (kraliçe) karınca şöyle demişti; Ey Karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve askerleri, farkına varmadan sizi ezmesin!”

Neml Suresi 18

(8) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

“Süleyman, dişi karıncanın sözüne tebessüm ederek güldü ve şöyle dedi; Ey Rabbim! Bana, babama ve anne verdiğin nimete şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına girdir.”

Neml Suresi 19

(9) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لآ أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَآئِبِينَ لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لاَ أَذْبَحَنَّهُٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

“Süleyman kuşları teftiş etti ve şöyle dedi; Neden Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa kaybolanlarda mı oldu? Ya bana apaçık bir delil/belge getirecek, ya da onu şiddetli bir cezaya çarptıracağım veya onu keseceğim!”

Neml Suresi 20, 21

(10) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَقِينٍ إِنِّي وَجَدْتُ إِمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

“Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman’a şöyle dedi; Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim! Sana Sebe diyarından doğru bir haber getirdim! Kuşkusuz ki, ben Sebe halkına hükümdarlık eden bir kadın buldum ve kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var!”

Neml Suresi 22, 23

(11) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ إِذْهَبْ بِكِتَابِي هٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

“Süleyman Hüdhüd kuşuna şöyle dedi; Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın? Göreceğiz! Bu mektubu götür ve onlara at! Sonra onlardan biraz ayrıl da bak, neye başvuracaklar?”

Neml Suresi 27, 28

(12) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nitekim kadın (Sebe kraliçesi) şöyle demişti; Ey ileri gelenler! Kuşkusuz ki, bana çok önemli bir mektup atıldı! Muhakkak ki, bu mektup Süleyman’dan gelme ve şüphesiz ki, o Rahman Rahim Allah’ın adıyla başlayıp, bana karşı büyüklenmeyin ve bana teslim olarak gelin, diye yazmaktadır! Yine (Sebe kraliçesi) şöyle demişti; Ey ileri gelenler! Bu işimde bana fikir verin! Siz yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin karar vermem!”

Neml Suresi 29, 32

(13) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İleri gelenler de şöyle demişlerdi; Biz kuvvetli kimseler ve doğru savaşçılarız, fakat emir senindir! Bu itibarla sen neyi emredeceğine bak! Kadın hükümdarda şöyle demişti; Kuşkusuz ki, hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı ifsad eder, bozarlar ve oranın ahalisinin şereflerini alçaltırlar! İşte böyle yaparlar! Kuşkusuz ki, ben oraya bir hediye göndereceğim, sonra da bakalım elçiler ne ile geri dönecekler!”

Neml Suresi 33-35

(14) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nitekim elçi, Süleyman’a geldiği zaman, Süleyman ona şöyle demişti; Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdikleri, sizin verdiklerinizden daha hayırlıdır! Hediyenizle siz sevinirsiniz! Süleyman elçiye şöyle dedi; Onlara geri dön! Onlara karşı koyamayacakları bir ordu ile geliriz ve onları hor ve hakir oldukları halde oradan sürer çıkarırız!”

Neml Suresi 36, 37

(15) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleyman demişti ki; Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmuş halde bana gelmeden önce hanginiz o kadın hükümdarın tahtını bana getirir? Cinlerden bir ifrit şöyle demişti; Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim! Kuşkusuz ki, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim! Kendisinde kitaptan bir ilim bulunan kimse ise şöyle demişti; Ben o tahtı sana gözünü açıp kapamadan getiririm!”

Neml Suresi 38-40

(16) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nitekim Süleyman tahtı yanına yerleşmiş halde görünce şöyle dedi; Bu Rabbimin lütfundandır! Şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek için! Kim şükrederse kendi için şükretmiş olur! Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki, Rabbim bir şeye ihtiyacı olmayan, kerem sahibidir!”

Neml Suresi 40

(17) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Süleyman (askerlerine) şöyle demişti; kadın hükümdarın tahtını tanınmaz hale getiriniz! Bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayacak mı? Nitekim kadın hükümdar geldiği zaman, ona denilmişti ki, senin tahtında böyle mi? O da şöyle demişti; Tıpkı o! Bize daha önce bilgi verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk!”

Neml Suresi 41, 42

(18) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kadın hükümdarı Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu! Kuşkusuz ki, o kafir bir kavme mensuptu! Ona saraya git denmişti. Kadın sarayın zeminini görünce onu su zannetmiş ve paçasını sıvamıştı! Süleyman’da demişti ki; O camdan yapılmış bir yerdir! Kadın ise şöyle demişti; Ey Rabbim! Kuşkusuz ki, ben kendime zulmetmişim! Süleyman ile beraber alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum!”

Neml Suresi 43, 44

(19) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleyman’a da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü de bir aylık mesafe olan rüzgârı boyun eğdirdik. Süleyman için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık! Cinlerden de Rabbinin izniyle Süleyman’ın emrinde çalışanlar vardı. Cinlerden kim, bizim emrimizden sapacak olsa ona, alevli ateşin azabını tattırırdık!”

Sebe Suresi 12

(20) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı! Ey Davud’un ailesi! Şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır!”

Sebe Suresi 13

(21) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç kurdundan başka cinlere gösteren olmadı! (Yani ağaç kurdunun bastonu yemesiyle baston çürüyünce ona dayalı duran Süleyman yere yıkıldı!) Böylece o yere yıkılınca anlaşıldı ki, cinler eğer gaybı biliyor olsalardı, o alçaltıcı azap içinde bekleyip durmazlardı!”

Sebe Suresi 14

(22) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Biz, Davud’a (oğlu) Süleyman’ı verdik/armağan ettik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Kuşkusuz ki, Süleyman daima Allah’a yönelirdi/sığınırdı!”

Sad Suresi 30

(23) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, biz Süleyman’ı imtihan ettik ve bu sebeple tahtının üzerine bir ceset bırakmıştık! Sonra Süleyman Allah’a yöneldi!” (Yani Süleyman Rabbine yönelip yalvardı ve eski durumuna döndü.)

Sad Suresi 34

(24) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleyman demişti ki; Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ihsan et! Şüphesiz ki, sen daima bağışta bulunan sensin. Bunun üzerine biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik. Süleyman’ın emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu. Şeytanları, her tür bina ustalarını ve dalgıçlarını onun hizmetine verdik. Diğer şeytanları da ve birbirine kelepçeli olarak Süleyman’ın hizmetine verdik. Bu, bizim sana ihsanımızdır/ikramımızdır. Başkasına ister ver, ister verme, hesabı sorulmayacaktır! Şüphesiz ki, Süleyman’ın bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri (makamı) vardır.”

Sad Suresi 35-40

Hz.Salih Aleyhisselam’ın Kıssası

 

(1) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. O onlara şöyle dedi; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! O’ndan başka ilahınız yoktur! Size Rabbinizden açık bir belge geldi. Şu Allah’ın devesi sizin için bir mucizedir. Onu kendi haline bırakın! Allah’ın toprağında otlasın ve ona bir kötülükte bulunmayın! Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar!”

A’raf Suresi 73

(2) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Düşünün ki, sizi Ad kavminden sonra halifeler kıldı ve sizi yeryüzüne yerleştirdi. Düzlüklerinde köşkler yapıyor, dağlarında kayaları yontarak evler inşa ediyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!”

A’raf Suresi 74

(3) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri içlerindeki zayıf düşürülmüşlerden (mustaz’aflardan) iman edenlere şöyle dediler; Siz Salih’in Rabbi tarafından gönderilmiş biri olduğunu biliyor musunuz? Onlar da şöyle dediler; Biz onunla gönderilene iman edenleriz.”

A’raf Suresi 75

(4) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine büyüklenenler, biz de sizin iman ettiğinizi inkar edenleriz, dediler!”

A’raf Suresi 76

(5) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Nihayet dişi deveyi boğazladılar, Rabblerinin emrinden dışarı çıktılar ve: Ey Salih! Eğer gerçekten Nebi olarak gönderilenlerden isen bizi tehdit ettiğin azabı getir bakalım dediler.”

A’raf Suresi 77

(6) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.”

A’raf Suresi 78

(7) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“(Salih) onlardan yüz çevirip şöyle dedi; Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiğini ulaştırdım ve size öğüt verdim ama siz öğüt verenlerden hoşlanmıyorsunuz!”

A’raf Suresi 79

(8) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Semud halkına da kardeşleri Salih’i gönderdik. Salih şöyle dedi; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! O sizi yerden yarattı ve size orada ömür sürdürdü. Şu halde Allah’dan bağışlanma dileyin sonra O’na tevbe edin! Muhakkak ki, Rabbim yakındır ve (duaları) kabul edendir.”

Hud Suresi 61

(9) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Onlar; Ey Salih! Sen bundan önce aramızda hakkında ümit beslenen biri idin! Bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan men mi ediyorsun!? Doğrusu senin bizi kendisine çağırdığın şeyden şüphe içindeyiz ve kuşkuluyuz, dediler.”

Hud Suresi 62

(10) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Salih dedi ki; Ey kavmim! Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzere isem ve O bana kendinden bir rahmet vermişse!? Böyleyken Allah’a isyan edersem, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir!? Sizin kaybımı artırmaktan başka bana bir katkınız olmaz!”

Hud Suresi 63

(11) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Salih dedi ki; Ey kavmim! Allah’ın şu dişi devesi sizin için bir mucizedir. Onu bırakın Allah’ın toprağında otlasın. Ona bir kötülük etmeyin! Yoksa sizi yakın bir azap yakalar!”

Hud Suresi 64

(12) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Onlar yine de o deveyi kestiler! Bunun üzerine Salih şöyle dedi; Yurdunuzda üç gün yaşayadurun! Bu yalanlanmayacak bir vaaddir!”

Hud Suresi 65

(13) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Nihayet emrimiz gelince Salih’i ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle o günün aşağılığından kurtardık. Muhakkak ki, senin Rabbin güçlü ve yüce olandır.”

Hud Suresi 66

(14) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Zulmedenleri de korkunç bir çığlık aldı ve yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar!”

Hud Suresi 67

(15) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Sanki orada hiç yaşamamışlardı! İyi bilin ki, Semud halkı Rabblerini inkar ettiler! Dikkat edin! Semud halkı uzak olsun!”

Hud Suresi 68

(16) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Semud (kavmi) de Nebi’leri yalanladı. Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir Nebi’yim. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin! Bunun için sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ecrim (sevabım) ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz burada güven içinde mi bırakılacaksınız!? Bahçelerin ve pınarların arasında. Ekinlerin ve yumuşak tomurcuklu hoş hurma ağaçlarının arasında. Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin!

Ölçüsüzce davrananların emirlerine uymayın ki, onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta, düzen sağlamamaktadırlar! Onlar dediler ki; Sen ancak büyülenmişlerdensin! Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin! Eğer doğru sözlülerdensen haydi bize bir mucize getir. Salih dedi ki; İşte şu bir dişi devedir. Su içme hakkı (bir gün) onundur. Belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülük dokundurmayın yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar! Sonuçta onu boğazladılar ama pişman oldular! Kuşkusuz ki, kendilerini azap yakaladı! Şüphesiz ki, bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti!”

Şuara Suresi 141-158

(17) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, Biz Semud kavmine de, Allah’a kulluk edin diye kardeşleri Salih’i gönderdik. Hemen onlar aralarında çekişen iki gruba ayrıldılar! Dedi ki; Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün çarçabuk gelmesini istiyorsunuz!? Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi!? Umulur ki, merhamet olunursunuz. Onlar da dediler ki; Biz senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık. Salih de şöyle dedi; Sizin uğursuzluğunuz Allah katındadır. Hayır, siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz!

O şehirde dokuz adam vardı ki, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor, düzen sağlamıyorlardı! Kendi aralarında Allah’a and içerek dediler ki; Muhakkak ki, gece ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim sonra velisine; Biz onun ailesinin öldürülüşünde bulunmadık ve gerçekten biz doğru söyleyenleriz diyelim. Onlar bir tuzak kurdular, Biz de onlar farkında olmadan bir tuzak kurduk. Onların tuzaklarının sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik! İşte zulmetmeleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleri! Şüphesiz ki, bunda bilen bir topluluk için ibret vardı.”

Neml Suresi 45-52

(18) Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor:

“Semud da uyarıları yalanladı. Dediler ki: Bizden olan bir insana mı uyacağız? O takdirde biz kesin sapıklık ve çılgınlık içinde (kalmış) oluruz. Zikir (kitap, vahiy) aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır, o kendini beğenmiş yalancının biridir. Yarın kimin kendini beğenmiş yalancı olduğunu bilecekler. Biz onlara bir imtihan olarak o dişi deveyi göndereceğiz. Sen onları gözetle ve sabret. Onlara, suyun aralarında pay edildiğini haber ver. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun. Derken arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıca) sarılarak (deveyi) kesti. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Biz onların üzerlerine bir tek çığlık gönderdik. Bunun üzerine ağılın çalı çırpısı gibi oldular.”

Kamer Suresi 23-31

Firavun’un Kıssası

 


(1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hatırlayın ki, sizi Firavun ailesinden kurtardık. Kuşkusuz ki, onlar size azabın kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlardı, fenalık için de kızlarınızı yaşatıyorlardı ve o size reva görülenlerde sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.”

Bakara Suresi 49

(2) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yine hatırlayın ki, siz görüyorken sizin sebebinizle, denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun taraftarlarını denizde boğduk.”

Bakara Suresi 50

(3) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin adetleri üzere ayetlerimizi yalanladılar! Allah da onları kendi günahlarından dolayı cezalandırdı. Allah’ın cezası çok şiddetlidir!”

Âl-i İmran Suresi 11

(4) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonra mucizelerimizle birlikte Musa’yı Firavun’a ve ileri gelenlerine göndermiştik. Fakat onlar (nefislerine ve halklarına) zulmetmişlerdi! Şimdi fesatçıların akıbetlerinin ne olduğunu gör!”

Araf Suresi 103

(5) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa Firavun’a şöyle demişti; Ey Firavun! Ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir Rasulüm!”

Araf Suresi 104

(6) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’da şöyle demişti; Eğer bir mucize getirdiysen ve sözüne sadık kimselerden isen, onu göster!”

Araf Suresi 106

(7) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’un kavminden ileri gelenler (onları görünce, Musa hakkında) bu herhalde çok bilgili bir sihirbaz demişlerdi!”

Araf Suresi 109

(8) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sihirbazlar Firavun’a gelmişler ve eğer galip gelen biz olursak, herhalde bizim için bir mükâfat vardır, değil mi? demişlerdi!”

Araf Suresi 113

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’da Evet, aynı zamanda siz benim yakınlarım olacaksınız, demişti.”

Araf Suresi 114

(10) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise şöyle demişti; Ben size izin vermeden siz ona iman ettiniz ha! Bu muhakkak ki, bir tuzaktır ve bu tuzağı, şehirde ona halkını çıkarmak için kurdunuz. Ama yakında (başınıza gelecekleri) öğreneceksiniz.”

Araf Suresi 123

(11) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’un kavminden ileri gelenler ise (Firavun’a) şöyle demişlerdi; Musa ve kavmini yeryüzünde fesad çıkarmaları, aynı zamanda da seni ve ilahlarını bırakması için mi serbest bırakıyorsun!? (Firavun’da onlara şöyle) demişti; Oğullarını öldürüp kadınlarını hayatta bırakacağız. Biz şüphesiz ki, onların üstünde ezici kimseleriz!”

Araf Suresi 127

(12) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, biz Firavun hanedanını, belki düşünürler diye senelerce ürün kıtlığı ile tutup sıkmıştık!”

Araf Suresi 130

(13) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Firavun ve kavminin yapmakta oldukları şeyleri ve yükseltmiş olduklarını ise, hep harap etmiştik!”

Araf Suresi 137

(14) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Ey İsrail oğulları!) Hani sizi, oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı hayatta bırakarak size azabın en kötüsünü yapan Firavun hanedanından kurtarmıştık. Bunda, Rabbimiz tarafından sizin için büyük bir imtihan vardır!”

Araf Suresi 141

(15) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin hali gibi. Onlarda Allah’ın ayetlerini inkâr etmişlerdi de, Allah da onları kendi günahları ile yakalamıştı! Şüphesiz ki, Allah çok kuvvetli ve azabı da çok şiddetlidir!”

Enfal Suresi 52

(16) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin hali gibi. Onlarda Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı da, kendi günahlarıyla onları helak etmiştik! Firavun hanedanını da boğmuştuk! Hepsi de zalim idiler!”

Enfal Suresi 54

(17) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonra onların ardından Musa ve Harun’u ayetlerimizle Firavun ve adamlarına göndermiştik. Fakat kibirlenmişlerdi! Zaten onlar suçlu bir kavim idiler!”

Yunus Suresi 75

(18) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise bütün bilgili sihirbazları bana getirin demişti.”

Yunus Suresi 79

(19) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’ya, Firavun ve adamlarının kendilerine işkence yapmalarından korkmaları dolayısıyla sadece kavminin küçük çocukları iman etmişti. Firavun yeryüzünde mutlak bir müstebit ve aşırı gidenlerdendi!”

Yunus Suresi 83

(20) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa şöyle demişti; Rabbimiz Sen Firavun’a ve adamlarına dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz Senin Yolundan saptırmaları için mi verdin!? Onların mallarını yok et! Kalplerini iyice sık! Zira onlar acı azabı görmedikçe iman etmezler!”

Yunus Suresi 88

(21) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İsrail oğullarını denizden geçirmiştik. Firavun ve askerler ise, zalim ve düşman olarak onları takip etmişlerdi! Nihayet Firavun suda boğulacağını anlayınca şöyle demişti; İsrail oğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim! Ben de Müslümanlardanım!”

Yunus Suresi 90

(22) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“(Ona denildi ki:) Şimdi mi (iman etmek aklına geldi)? Daha önce isyan etmiştin ve bozgunculardan idin!”

Yunus Suresi 91

(23) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bugün seni sadece cesedini, senin arkandan geleceklere bir ibret olmak üzere karada yüksek bir yerde bırakacağız! Şu muhakkaktır ki, insanların çoğu bizim ayetlerimizden gafildir!”

Yunus Suresi 93

(24) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’yı da, ayetlerimizle ve apaçık delil ve mucizelerle Firavun ve ileri gelen adamlarına göndermiştik. Firavun’un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun’un emri akıllıca değildi!”

Hud Suresi 96, 97

(25) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O, (Firavun) kıyamet gününde de kavminin önünde gider ve onları ateşe götürür. O vardıkları yer ne kötü bir yerdir!”

Hud Suresi 98

(26) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’da kavmine şöyle demişti; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani sizi, Rabbinizden gelen büyük bir imtihan olmak üzere, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayarak en büyük azabı size çektiren Firavun ailesinden kurtarmıştı!”

İbrahim Suresi 6

(27) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şu bir gerçektir ki, Musa’ya apaçık dokuz mucize vermiştik. Şimdi İsrail oğullarına sor sana haber vereceklerdir! Musa bu mucizelerle onlara gelince Firavun onlara demişti ki, ey Musa! Zannediyorum ki, sen büyülenmişsin!?”

İsra Suresi 101

(28) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’da şöyle demişti; Sende muhakkak biliyorsun ki, bunları delil olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirememiştir. Bende zannediyorum ki, Ey Firavun! Sen mahvolmuşsun!”

İsra Suresi 102

(29) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Firavun onları ülkeden çıkarmak istemiş, biz de onu ve onunla beraber olanları toptan suda boğuvermiştik!”

İsra Suresi 103

(30) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Karun’u, Firavun’u ve Hamanı’da helak etmiştik! Musa, onlara apaçık mucizeler getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı! Fakat helak olmaktan kurtulamamışlardı!”

Ankebut Suresi 39

(31) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad kavmi, saltanat sahibi Firavun, Semud, Lut kavmi ve Eyke ahalisi de, Rasullerini yalanlamışlardı! Bunlarda Rasule karşı birleşmiş gruplardan olmuştu!”

Sâd Suresi 13, 14

(32) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Gerçek şu ki, Musa’yı mucizelerimizle ve apaçık ayetlerimizle Firavun’a, Haman’ ve Karun’a göndermiştik de onlar yalancı bir sihirbaz demişlerdi!”

Mü’min Suresi 23, 24

(33) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun şöyle demişti; Bırakın beni Musa’yı öldüreyim, o Rabbine yalvara dursun! Ben dininizi de değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesad çıkarmasından korkmuyorum!”

Mü’min Suresi 26

(34) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ailesinden mü’min olan ve imanını gizleyen bir adam da şöyle demişti; Rabbim Allah’tır, diyen bir adamı, size Rabbinizden apaçık deliller getirmiş olmasına rağmen öldürecek misiniz!? Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhine, yok eğer sadık ise, sizi tehdit ettiği bazı şeyler başınıza gelebilir! Şüphesiz ki, Allah haddi aşan yalancılarla asla hidayet etmez!”

Mü’min Suresi 28

(35) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Kavmim! Yeryüzünde bugün galip olarak hükümranlık sizin elinizde, fakat Allah’ın hışmı bize gelip çatarsa, ona karşı bize kim yardım eder Firavun’da demişti ki; Ben size, kendi görüşümü söylüyorum. Ben size ancak kurtuluş yolunu gösteriyorum.”

Mü’min Suresi 29

(36) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun şöyle demişti; Ey Haman! Bana bir kule yap! Belki onunla göklerin kapılarına erişir ve böylece Musa’nın ilahını görürüm! Ben onun bir yalancı olduğunu zannediyorum! Firavun’a kötü ameli böyle süslü gösterilmiş ve doğru yoldan saptırılmıştır! Firavun’un tuzağı başarısız olmaya mahkûmdu!”

Mü’min Suresi 36, 37

(37) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah, o mü’min adamı, kurdukları tuzağın kötülüklerinden korumuş, Firavun ailesini de, en kötü azap kuşatıvermişti!”

Mü’min Suresi 45

(38) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar sabah akşam ateşe sunulmaktadırlar! Kıyametin koptuğu günde, Firavun’un ailesini en şiddetli azaba sokun, denilecektir!”

Mü’min Suresi 46

(39) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de onlara demişti ki; Ben, âlemlerin Rabbinin elçisiyim.”

Zuhruf Suresi 46

(40) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun kavmine seslenmiş ve demişti ki; Ey Kavmim! Mısır’ın ve altımda akan şu ırmakların hâkimi bana ait değil mi!? Görmüyor musunuz!?”

Zuhruf Suresi 51

(41) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Böylece Firavun, kavmini küçümsemiş onlarda ona itaat etmişlerdi! Zaten onlar fasık kimselerdi!”

Zuhruf Suresi 54

(42) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlardan önce de Firavun’un kavmini denemiştik. Bu maksatla onlara üstün meziyetleri olan bir Rasul gelmiş ve demişti ki; Allah’ın kullarını bana bırakın. Gerçek şudur ki, ben sizin için gönderilmiş güvenilir bir Rasulüm.”

Duhan Suresi 17, 18

(43) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Gerçek şu ki, İsrail oğullarını, o zelil edici azaptan yani Firavun’dan kurtardık. Firavun, haddi aşanlardan bir zorba idi!”

Duhan Suresi 30, 31

(44) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’a gidin kuşkusuz ki, o azmıştır!”

Ta-Ha Suresi 24

(45) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun onlara şöyle demişti; Sizin Rabbiniz kim ey Musa? O da demişti ki; Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren ve sonra da hidayete erdirendir. Firavun şöyle demişti; Geçmiş nesillerin durumu ne olacak!?”

Ta-Ha Suresi 49, 50, 51

(46) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’a delillerimizin hepsini göstermiştik! Fakat o, yine de yalanlamış ve kabule yanaşmamıştı!”

Ta-Ha Suresi 56

(47) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun oradan ayrılmış, sihirbazlarını ve aletlerini toplamış, sonra da buluşma yerine gelmişti. (Firavun’un sihirbazları) işlerini aralarında müzakere etmişler ve son derece gizli konuşmuşlardı!”

Ta-Ha Suresi 60, 62

(48) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise şöyle demişti; Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz!? O size sihrinizi öğreten bir büyüğünüzdür. Mademki öyle, ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama mutlaka keseceğim ve sizi mutlaka hurma dalına asacağım! İşte o zaman hanginizin azabı daha şiddetli ve devamlı imiş, öğreneceksiniz!”

Ta-Ha Suresi 71

(49) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa’ya; Kullarımı geceleyin yürüt. Onlara, denizde kuru bir yol aç. (Firavun’un sana) Yetişmesinden ve (denizde boğulmaktan da) korkma diye vahyetmiştik.”

Ta-Ha Suresi 77

(50) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise, askerleriyle onları takip etmişti. Fakat denizde onları kaplayacak olan su kaplamış ve onları boğmuştu!”

Ta-Ha Suresi 78

(51) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun, kavmini sapıklığa sevk etmiş ve doğru yolu göstermemişti!”

Ta-Ha Suresi 79

(52) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’a varın ve deyin ki; Biz, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Rasulüyüz.”

Şuara Suresi 16

(53) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise Musa’ya şöyle demişti; Çocukken seni yanımızda terbiye etmedik mi!? Ömründen nice yıllar yanımızda kalmadın mı!?”

Şuara Suresi 18

(54) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ona şöyle demişti; Âlemlerin Rabbi nedir!?”

Şuara Suresi 23

(55) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun etrafındakilere şöyle demişti; İşitmiyor musunuz!?”

Şuara Suresi 25

(56) “Firavun şöyle demişti; Size gönderilen Rasulünüz bir delidir!”

Şuara Suresi 27

(57) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun da şöyle demişti; Eğer benden başkasını ilah edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan ederim!”

Şuara Suresi 29

(58) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun da şöyle demişti; Eğer doğruyu söyleyenlerden isen, haydi getir!”

Şuara Suresi 31

(59) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise, etrafındaki ileri gelenlere şöyle demişti; Bu muhakkak ki, çok bilgili bir sihirbazdır!”

Şuara Suresi 34

(60) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sihirbazlar gelince Firavun’a şöyle demişlerdi; Eğer galip gelenler biz olursak, bize bir ücret var mı? Firavun ise demiştir; Evet. Ayrıca, galip gelirseniz gözdelerden olursunuz!”

Şuara Suresi 41, 42

(61) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine sihirbazlar iplerini ve değneklerini atmışlar ve Firavun’un kudretiyle galip gelecek olanlar muhakkak ki, biziz demişlerdi! O sırada Musa da asasını atmıştı, onların uydurduklarını hemen yutmaya başlamıştı. Bunun üzerine sihirbazlarda secdeye kapanmışlardı!”

Şuara Suresi 44, 45, 46

(62) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise, onlara şöyle demişti; Ben size izin vermeden, siz ona iman mı ettiniz!? Şüphe yoktur ki, o size sihri öğreten bir büyüğünüzdür! Şimdi anlayacaksınız ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama mutlaka keseceğim ve sizin hepinizi asacağım!”

Şuara Suresi 49

(63) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bu sırada Firavun da şehirlere toplayıcılar göndermişti.”

Şuara Suresi 53

(64) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bizde Firavun ve adamlarını bahçelerden, subaşlarından, hazinelerden ve şerefli makamdan çıkarmıştık.”

Şuara Suresi 57, 58

(65) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ve adamları ise, güneşin doğuşu ile onların peşine düşmüşlerdi!”

Şuara Suresi 60

(66) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Elini koynuna sok! Firavun ve kavmine gelecek dokuz mucize içinde, kusursuz ve bembeyaz çıksın. Zira onlar yoldan çıkmış bir kavimdir!”

Neml Suresi 12

(67) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Musa ve Firavun’un haberini, mü’min kimseler için hak ile okuyacağız. Firavun, ülkeye hâkim olmuş ve halkını fırkalara ayırmıştı! Onlardan bir grubu, oğullarını boğazlayarak, kadınlarını hayatta bırakarak zayıflatıyordu! O bozgunculardan biriydi!”

Kasas Suresi 3, 4

(68) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yeryüzünde zayıf bırakılanlara lütufta bulunmak onları imam yapmak, varis kılmak, onlarla yeryüzünde bir mekân vermek, Firavun’a, Haman’a ve onlardan olan askerlerine, çekindikleri şeyi göstermek istedik!”

Kasas Suresi 5, 6

(69) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ve ailesi de onu, kendilerine bir düşman ve başlarına bir dert olmak üzere bulup, almıştı. Firavun, Haman ve askerleri hatalı idiler!”

Kasas Suresi 8

(70) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’un karısı şöyle demişti; Benim için de senin için de bir gözbebeği. Sakın onu öldürmeyin! Belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz. Oysa onlar, işin farkında bile değillerdi!”

Kasas Suresi 9

(71) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Önceden süt analarını onlara haram kılmıştık. Bu sebeple Musa’nın kız kardeşi, Firavun’un ailesine şöyle demişti; Sizin için ona bakacak ve ona öğütler verecek bir ev halkını size tavsiye edeyim mi!?”

Kasas Suresi 12

(72) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ise şöyle demişti; Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum! Çamur üzerine benim için bir ateş yak! Ey Haman! Sonra da bana bir kule yap, belki Musa’nın ilahına ulaşabilirim. Ben onun mutlaka yalancılardan biri olduğunu zannediyorum.”

Kasas Suresi 38

(73) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun ve askerleri ülkede haksız bir şekilde büyüklük taslamışlar ve bize hiç döndürülmeyeceklerini zannetmişlerdir!”

Kasas Suresi 39

(74) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik. Onları, Firavun ve adamlarına göndermiştik. Fakat onlar da büyüklendiler! Zaten kibirli bir kavim idiler!”

Mü’minun Suresi 45, 46

(75) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Apaçık bir belge ile Firavun’a gönderdiğimiz Musa’da vardır. Firavun askerlerine güvenerek yüz çevirmiş ve bu ya bir sihirbaz ya da bir delidir, demişti!”

Zariyat Suresi 38, 39

(76) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah iman edenlere, Firavun’un karısını örnek veriyor. Hani o şöyle demişti; Rabbim cennette katında benim için bir bina yap. Beni Firavun’dan, onun tapındıklarından ve zalim kavimden kurtar.”

Tahrim Suresi 11

(77) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Firavun’da, ondan öncekilerde ve safsatacılarda günahlarıyla geldiler.”

Hakka Suresi 9

(78) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sana o orduların haberi gelmedi mi!? Firavun ve Semud’un!?”

Buruc Suresi 17, 18

Hz.Adem Aleyhisselam’ın Kıssası


(1) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِّنْ صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

“Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki, Ben kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!”

Hicr Suresi 28

(2) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

“Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki, Ben yeryüzünde bir halife yapacağım. Melekler de şöyle dediler: Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz Seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz? Rabbin dedi ki: Kuşkusuz ki, Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!”

Bakara Suresi 30

(3) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

“Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın!”

Hicr Suresi 29

(4) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

“Bir zamanlar biz meleklere: Adem’e secde edin! demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise yüz çevirdi, büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu!”

Bakara Suresi 34

(5) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

“Bunun üzerine meleklerin hepsi topluca hemen secde ettiler. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.”

Hicr Suresi 30, 31

(6) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

“Allah dedi ki: Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

Hicr Suresi 32

(7) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ

“Allah dedi ki: Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!”

A’râf Suresi 12

(8) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ

“Allah dedi ki: Ey iblis! İki elim ile yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?”

Sâd Suresi 75

(9) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ لَمْ أَكُنْ لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

“İblis dedi ki: Ben, kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim!”

Hicr Suresi 33

(10) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ

“Allah dedi ki: O halde in oradan! Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Kuşkusuz ki sen alçaklardansın!”

A’râf Suresi 13

(11) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

“Allah dedi ki: Öyle ise oradan çık! Kuşkusuz ki sen, artık kovulmuş birisin!”

Hicr Suresi 34

(12) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

“Kuşkusuz ki Benim lanetim kıyamet gününe kadar elbette senin üzerine olacaktır!”

Sâd Suresi 78, Hicr Suresi 35

(13) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

“İblis dedi ki: Rabbim, tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.”

Hicr Suresi 36

(14) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

“Allah dedi ki: Kuşkusuz ki sen bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin.”

Hicr Suresi 37, 38

(15) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

“İblis dedi ki; Rabbim! Beni azdırdığın için, andolsun ki, ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!”

Hicr Suresi 39

(16) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

“İblis dedi ki; Öyle ise beni azdırdığın için, andolsun ki ben de onları saptırmak için, senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım!”

A’raf Suresi 16

(17) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إِلاَّ قَلِيلاً

“İblis dedi ki: Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Eğer kıyamet gününe kadar beni ertelersen, yemin ederim ki pek azı dışında onun zürriyetini hükmüm altına alıp kendime bağlayacağım!”

İsra Suresi 62

(18) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

“Sonra elbette onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenler bulamayacaksın!”

A’raf Suresi 17

(19) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ أَجْمَعِينَ

“Allah dedi ki: Yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki insanlardan sana kim uyarsa onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım!”

A’râf Suresi 18

(20) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُورًا وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلاَدِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا

“Allah dedi ki: Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, kuşkusuz ki hepinizin cezası cehennemdir, hem de tam bir ceza! Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun. Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!”

İsra Suresi 63, 64

(21) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً

“Kuşkusuz ki Benim kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olamaz! Rabbin vekil olarak yeter.”

İsra Suresi 65

إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

(22) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İblis dedi ki: Ancak onlardan ihlâs sahibi kulların müstesnadır.”

Sad Suresi 83

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلاَ يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى

(23) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine biz şöyle demiştik: Ey Adem! Kuşkusuz ki bu İblis, senin ve zevcenin düşmanıdır! Dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun!”

Ta-Ha Suresi 117

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

(24) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Adem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!”

A’raf Suresi 19

(25) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّ لَكَ أَلاَّ تَجُوعَ فِيهَا وَلاَ تَعْرَى

“Kuşkusuz ki sen burada hiç acıkmayacak ve çıplak da kalmayacaksın!”

Ta-Ha Suresi 118

(26) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَأَنَّكَ لاَ تَظْمَأُ فِيهَا وَلاَ تَضْحَى

“Ve sen burada susamayacak, kuşluk vakti güneşinden de yanmayacaksın!”

Ta-Ha Suresi 119

(27) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لاَ يَبْلَى

“Sonunda şeytan Adem’e şöyle vesvese verdi. Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığa delâlet edeyim mi?”

Ta-Ha Suresi 120

(28) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

“İblis, onların kendilerine gizli kalan çirkin yerlerini, kendilerine göstermek için onlara vesvese verip dedi ki: Rabbiniz sırf ikiniz de melekleşirsiniz veya burada ebedi kalıcılardan olursunuz diye size bu ağacı yasakladı. Onlara, kuşkusuz ki ben size nasihat edenlerdenim, diye de yemin etti.”

A’raf Suresi 20, 21

(29) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَأَكَلاَ مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى

“Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.”

Ta-Ha Suresi 121

(30) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından oralarına örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Kuşkusuz ki şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye nidâ etti.”

A’raf Suresi 22

(31) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلاَ إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلاً

“Hani biz meleklere: Adem’e secde edin, demiştik! İblis hariç olmak üzere hepsi secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı! Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu dost mu ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır! Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!”

Kehf Suresi 50

(32) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

“Andolsun ki biz daha önce Adem’e de (o ağaçtan yememesi için) ahid vermiştik. Fakat o unuttu. Biz onda azim bulmadık!”

Ta-Ha Suresi 115

(33) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

“Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.”

Bakara Suresi 36

(34) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلاَ يَضِلُّ وَلاَ يَشْقَى

“Allah dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin! Size benden bir hidayet geldiği zaman, kim benim hidayetime tâbi olursa o (dünyada) sapmaz, (ahirette de) bedbaht olmaz!”

Ta-Ha Suresi 123

(35) Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

“Kim benim zikrimden (Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, kuşkusuz ki, onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır! Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz!”

Ta-Ha Suresi 124